Monthly Archives: Mart 2013

Merkez Bankasından Uyarı

Merkez Bankası’nın banka ekonomistleri ile yapılan bilgilendirme toplantısında ekonomistlere yaptığı sunum Merkez Bankası’nın internet sitesinde yayımlandı.
Buna göre, kredi büyümesinin 2013 yılının başlarında güçlü sermaye girişi nedeniyle hızlandığı, buna rağmen yakın zamanda sermaye girişinin dikkate değer şekilde yavaşladığının görüldüğü ifade edilen sunumda, kısa vadede cari açığın artması olasılığı var olmakla birlikte, mevcut politika çerçevesinin cari açıkta daha fazla bozulmayı sınırlamasının beklendiği kaydedildi.
Sermaye girişinde artan volatiliteye karşılık Para Politikası Kurulu (PPK) Rezerv Opsiyon Mekanizması’nın (ROM) etkisini giderek artırma kararı aldığı bildirilen sunumda, ROM’un otomatik dengeleyici yapısının daha geniş faiz koridoruna olan ihtiyacı azaltmakta olduğu ve bu bağlamda, gecelik borçlanma faizinin 100 baz puan düşürüldüğü bilgisi verildi.
Ayrıca sunumda şu hususlar belirtildi;
“Sıkılaştırıcı likidite politikası ve son zamanlarda görülen sermaye girişindeki yavaşlama, kredi büyümesinde azalma etkisi yaratacaktır. Zayıf küresel talep ve emtia fiyatlarındaki görünüm enflasyon üzerindeki yukarı yönlü baskıları sınırlamaktadır. Kredi büyümesi ve iç talebin fiyatlama davranışları üzerindeki etkisi yakından takip edilecektir.”

Çevreci Proje Getiren Belediyelere Hibeler Artırılacak

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, çevreci proje getiren belediyelere İller Bankasınca verilen hibelerin artırılacağını söyledi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, küresel ısınma, endemik hayatın azalması, denizlerin ve kıyıların kirlenmesiyle son dönemde tüm dünyada çevreciliğin öne çıktığını belirtti.
Belediyelerin yurt dışında hayata geçirilen çevreci projeleri iyi incelemeleri, bunların Türkiye’de nasıl uygulanabileceği hakkında fikir yürütmeleri gerektiğini vurgulayan Bayraktar, ”Yerel yönetimler, proje üretirken çevre değerlerine dikkat etmeliler. Örneğin, günlük 500 ton ve üzerinde katı atık getiren belediyeler birleşerek, enerji ve sera üretimi nasıl yapabiliriz diye düşünmelidir. Bakanlık olarak yerel yönetimleri teşvik için İller Bankasınca, çevreci proje getiren belediyelere verilen hibeleri artıracağız. Böylelikle belediyelerin çevreye duyarlı başarılı proje sayılarını artırmalarını istiyoruz” diye konuştu.
Bayraktar, bisiklet yolları oluşturan, meydan ve kıyı düzenlemesi yapan, sokak düzenlemeleri gerçekleştiren, çevre denetimlerini ileri noktaya taşıyan, atık su arıtma tesislerinde teknolojik gelişmeleri uygulayan belediyelere verilen hibe yardımlarının artırılması için İller Bankası yetkililerin çalıştığını anlattı.
Belediyelerden, İller Bankasına 2012’de 120, bu yıl ise 286 proje sunulduğu bilgisini veren Bayraktar, sayının daha da artması, en az bine çıkması gerektiğini ifade etti.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Bayraktar, Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek kentsel dönüşümün, Bakanlığın tek başına yapabileceği bir iş olmadığını, belediyelerin desteğine de ihtiyaç duyduklarını vurgulayarak, şöyle devam etti: ”Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi kapsamında yapılacak kentsel dönüşüm çalışmalarında, çok ileri adımlar atma imkanlarımız var. Kredi desteği vereceğiz, kira yardımı yapacağız, tapu işlemlerinde vatandaşa kolaylık sağlayacağız. Halkın kentsel dönüşüm talebini artırmamız lazım. Halkın talebini artıracağız, belediyeler de hazırlık yapacak. Bakanlık olarak hangi belediye yapıyorsa onunla kol kola girip, belediyelere kredi desteği, kira desteği neyse yardım edeceğiz ve bu kentsel dönüşümü Türkiye’de başaracağız.

Evlenme ve Boşanma İstatistikleri Açıklandı

TÜİK, 2012 yılı Evlenme ve Boşanma İstatistiklerini yayımladı.
Buna göre, geçen yıl evlenen çiftlerin sayısı önceki yıla göre yüzde 1,9 artarak 603 bin 751’e yükseldi. Kaba evlenme hızı 2012 yılında binde 8,03 oldu.
İlk kez evlenen çiftler arasındaki ortalama yaş farkı 3,2 olarak gerçekleşirken, ortalama ilk evlenme yaşı, erkekler için 26,7, kadınlar için 23,5 oldu. Bölgesel düzeyde en yüksek ortalama ilk evlenme yaşı erkeklerde 27,6, kadınlarda 24,6 ile İstanbul Bölgesi’nde görüldü.
En düşük ortalama ilk evlenme yaşı ise erkeklerde 25,7 ile Orta Anadolu, kadınlarda 22,2 ile Orta Anadolu ve Kuzey Doğu Anadolu bölgelerinde oldu.
Geçen yıl boşanma sayısı önceki yıla göre yüzde 2,7 artarak 123 bin 325’e yükseldi.
Kaba boşanma hızı aynı dönemde binde 1,64 oldu. En yüksek kaba boşanma hızı binde 2,3 ile Ege Bölgesi’nde görüldü. Bu bölgeyi binde 2,11 ile Batı Anadolu Bölgesi izledi. Kaba boşanma hızının en düşük olduğu bölge binde 0,58 ile Orta Doğu Anadolu Bölgesi oldu.

İnternet Dolandırıcılığı Phishing den Korunmanın Yolları

Hi-Tech’in bu bölümünde “olta saldırısı” olarak da anılan “Phishing” sorununu tartışıyoruz. Phishing, bankaların ya da ticari internet sayfalarının grafik özelliklerinin kopyalanarak kullanıcılara e-posta yoluyla gönderilmesi şeklinde yürütülen yasa dışı faaliyet anlamına geliyor. Bilgisayar güvenliği uzmanı Pierre Siaut, phishing üzerine detaylı sorulara yanıt veriyor.
“Öncelikle phishing sorununun boyutlarını merak ediyoruz.”
Pierre Siaut:
“Avrupa genelinde her yıl on milyonun üzerinde phishing e-postası gönderiminin olduğunu tahmin ediyoruz. Bilmemiz gereken şu ki kurbanların sayısı çok yüksek. Tüm internet kullanıcıları phishing saldırısına maruz kalabilir.”
euronews:
“Birinin bu saldırıya uğramasının sonuçları neler olabilir?”“
Pierre Siaut:
‘‘Phishing saldırısı bir çok sonuç doğrulabilir. Öncelikle e-posta adresiniz çökertilebilir. Listenizdeki kişilere dolandırıcı e-postalar gidebilir. Bunun daha da ileriye gitme ihtimali var. Çünkü banka bilgilerinizi vermiş olduğunuz için dolandırıcılar bu bilgileri kullanabilir ve bu durum size binlerce Euro’ya mal olabilir. PayPal üzerinden phishing vakalarına baktığınızda burada olduğu gibi alan adını “Qpal” olarak görüyorsunuz. Bunun PayPal ile alakasının olmadığı açık. Bağlantıyı tıkladığımızda yine çok iyi kopyalanmış bir PayPal sayfası açılıyor. E-posta adresiniz ve şifrenizle giriş yapmanız isteniyor. Ancak alan adına bakınca yine ilgisiz olduğunu görüyorsunuz. Bu yine adresinizi çökertmeye yönelik bir phishing saldırısı. Son olarak Linkedin’i kopyalayan bir phishing e-postasına bakalım. Yine ana kural: E-posta adresi. Alan adının Linkedin ile ilgisi yok. Daha detaylı bakacak olursak, yasal bir e-postaya benzemesi için gerekli her şeyi yapmış olsalar da formun bulunduğu sayfaya geldiğimizde yine Linkedin ile uyuşmadığını görüyoruz.”
euronews:
“Peki bu sahtekarlıktan nasıl korunabiliriz?”
Pierre Siaut:
‘‘Öncelikle gelen her postaya şüpheli yaklaşmalıyız. Tanımadığımız kişilerden gelen e-postalar bir kenara, arkadaşlarımızın e-posta hesapları da saldırıya uğramış olabilir.”
euronews:
“Başka bir öneri daha var mı?”
Pierre Siaut:
‘‘Şunu bilin ki, ciddi bir firma kişisel bilgilerinizi e-posta üzerinden istemez.”
euronews:
“O halde örneğin şifremizi ve e-posta adresimizi hiçbir şekilde vermemeli miyiz?”

Pierre Siaut:
“Hiçbir zaman hiçbir giriş için e-posta ve parolanızı vermemelisiniz. Çünkü dolandırıcılar bunları kullanarak arkadaşlarınızı, yakınlarınızı iş arkadaşlarınızı phishing kampanyası ve farklı yöntemlerle kandırmaya çalışabilir.”
euronews:
“Bunun dışında bir öneriniz daha olmalı.”
Pierre Siaut:
“Şüpheli gördüğünüz e-postaları ya da tabii ki phishing postalarını, alan sağlayıcılara, sanal suçlarla ilgili makamlara, yetkili polis birimlerine ya da gizlilik üzerine çalışan vakıflara bildirmekten asla çekinmeyin. Onların görevi bu. Buna zaman ayıracaklardır.”
euronews:
“Son bir öneri?”
Pierre Siaut:
‘‘Tanımadığınız kişilerden gelen e-postalardaki eklentileri asla açmayın. Virüs içerikli olabileceği gibi phishing kampanyası ya da benzeri içeriğe sahip olabilirler. Önerilerimizde daha da ileri gidecek olursak, dostlarınızdan, iş arkadaşlarınız ya da aile fertlerinden gelen e-postalardaki eklentileri dahi açmaktan mümkün olduğunca kaçının.”
euronews:
“O halde bir eklentiyi tamamen güvenli olarak açmanın yolu nedir?”
Pierre Siaut:
‘‘Eklentiyi gönderen kişiyi tanımladığınız anda onunla temasa geçebilirsiniz. Onu arayabilir ya da en azından mesajlaşıp durumu öğrenebilirsiniz.”

euronews

Bırakın Çocuklar Bilgisayarda Oyun Oynasın!

Fransız Bilimler Akademisi’nin yayınladığı “çocuk ve ekran” temalı yeni bir araştırma, çocuklarının bilgisayar ekranı karşısında zaman geçirmesinden endişelenen ailelerin yargılarını değiştireceğe benziyor. Araştırmanın sonuçları, çocukların etkileşimli video oyunlarıyla oynamalarının yararlı olabileceğini ortaya koyuyor.
Video oyunu oynarken çocuğun zihninde meydana gelen faaliyeti tasvir eden bir grafiğe göre beynin otomatik eylemi yöneten arka kısmının yanı sıra, geri bildirim ve değerlendirme gibi görevlerin gerçekleştiği ön kısım da aktif olarak çalışıyor. Uluslararası Bilimsel Araştırmalar Merkezi’nde görev alan Psikolog Olivier Houde akademinin yayınladığı araştırmanın temel savına değiniyor: “Ana mesaj şu: Eğer çocuklara ekranı kullanma eğitimi verilirse beyinlerinin farklı noktalarını çalıştırmayı öğrenebilirler.”
Video oyunlarının zihinsel faaliyeti ve düşünce yeteneğini geliştirdiğini savunan uzmanlar, diğer yandan bilgisayarın çevreyi anlamak konusunda başvurulacak araçlardan yalnızca biri olduğunun altını çiziyor. Psikiyatrist Serge Tisseron bilgisayarın bir paylaşım aracı olarak algılanmasının önemini vurguluyor: “Aslında bilgisayar bir paylaşım aracı olduğundan çocuğun yalnızca interneti nasıl kullanacağını keşfetmesini değil, gördüğü şeyi adlandırarak etkileşime geçmesini, algılamasını sağlıyor. Tüm bunları çocuk kendiliğinden yapmıyor. Ancak hiçbir tablet de tek başına çocuğa yardımcı olamaz.”
Araştırma bir yandan video oyunlarının zihinsel verimliliği azalttığı yönündeki kalıplaşmış sava karşı çıkarken diğer yandan bilgisayarın hem çocuklar hem yetişkinler için bir araç olarak algılanmasının önemini vurguluyor.

euronews

AB’nin Hedefi Yenilenebilir Enerji

Eski bir kazan gibi görünen aslında enerji üreten biyokütle yakma mekanizması. Güneş panelleri ve jeotermal kaynaklar Brüksel’de Yüzdeyüz Yenilenebilir Enerji evinde kullanılıyor.
Yüzdeyüz Yenilenebilir Enerji evi Genel Sekreteri Kim Vanguers farklı çözümler sunuyor:
“Burada uygulanan bir gölgeleme cihazı var, pencerenin yüzeyinde üretilen elektriğin toplanması ve elektrik dağıtım şebekesine bağlandığı görülüyor.”
Ancak Avrupa Birliği bu konuda yavaş ilerliyor. 1990 yılından bu yana yenilenebilir enerji kullanımı yüzde 12,7 oranında arttı. Amaç 2020 yılına kadar yüzde 20’ye ulaşmak.
İsveç, Romanya ve Estonya bu konuda en iyi ilerleme kaydeden ülkeler arasında. İngiltere ile Malta ise geride kalıyor.
Avrupa Komisyonu, 2030 yılına kadar sera gazı salınımın yüzde 40 azaltılmasını istiyor. Çalışma, 2030 yılı enerji politikalarını tartışmaya açacak.
İklimden sorumlu Avrupa Komiseri Connie Hedegaard durumu şöyle değerlendirdi:
“Eski altyapımız var, petrol fiyatlarının artması sorun teşkil ediyor, dışarıdan ithal edilen fosil yakıtlara bağımlıyız. Ne yaparsak yapalım, Avrupa’da gelecekte enerji fiyatları artacak. Asıl sorulması gereken soru bunun nasıl yapılacağı. Akıllı bir şekilde mi değil mi? “
Avrupa Komisyonu enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payının da yüzde 30`a çıkarılmasını hedefliyor.

euronews

Tabiat Kanunu Konusunda Girişim Temsilcilerinin Talepleri:

o Muğlak tanımların revize edilmesini, ekler konulmasını istiyoruz. Sürdürülebilir kullanım, üstün kamu yararı, en yakın yaşam alanı vb. tanımları bilimsel altlıktan yoksun.
o Korunan alanların belirlenmesi ve ilanında tek yetkili kurum istemiyoruz, bu durum doğa koruma tarihinde ilk kez başımıza geliyor.
o Mevcut korunan alanlarımızın bile koruma güvencesinden mahrum kalmasını istemiyoruz
o “Üstün kamu yararı“ gibi objektif tanımı olmayan kavramlara dayanarak tabiatı koruma alanları ve mutlak koruma bölgelerinin kullanıma açılmasını istemiyoruz
o Toplumun tüm kesimleri ile ortak hareket edilmesini istiyoruz. “bilgilendirilmek” değil “karar mekanizmasında söz sahibi olmak” istiyoruz.
o Korumada bürokrasinin ‘tekel’ olmasını istemiyoruz. “Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Danışma Kurulu”nun oluşturulmasını şeffaf ve katılımcı bulmuyoruz. Bu Kurulda, merkezde ve özellikle yerel düzeyde karar sandalyelerinde oturmak istiyoruz.
o Yereldeki yapılanmanın güçlü olmasını istiyoruz. 2011 yılında yine aynı Hükümet tarafından Tasarı’dan çıkarılan II. Bölüm yani Kurullar hükümlerinin yeniden dikkate alınmasını istiyoruz
o Tabiatı koruma alanlarında ve diğer koruma alanlarının mutlak koruma zonlarında hiç bir şekilde izin, intifa ve irtifak hakkı verilmesini istemiyoruz
o Tahrip edilmiş olan ekosistemin iyileştirilmesindeki önlemler keyfi, bu nedenle, tahribatın meşrulaştırılmasını istemiyoruz
o Tasarıda sözü geçen tüm koruma alanlarının hangi usul ve esaslara göre yönetileceğinin açıkça belirlenmesini istiyoruz. Özel Kanun olan Milli Parklar Kanunu’nun iptal edilmemesini istiyoruz.
o Uygulamada son derece belirleyici olacak kritik konuların gelişi güzel yönetmeliklere ya da bir tek Bakanlığın keyfiyetine bırakılmasını istemiyoruz
o Temel Kanun olarak “toptancı” bir zihniyetle de görüşülecek olmasını kesinlikle istemiyoruz. Bu, Türkiye’nin en kapsamlı doğa koruma kanununa yakışmaz.

Doğanın Vekillerinden Milletvekillerine Çağrı: Tabiat Kanunu’nu Geri Çekin!

113 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelerek oluşturduğu Tabiat Kanunu İzleme Girişimi, 5 Haziran 2012’de Çevre Komisyonu’nda kabul edilen ve halen TBMM Genel Kurul gündeminde 10. sırada yer alan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı’na ilişkin endişelerini ve somut önerilerini 13 Mart 2013 tarihinde gerçekleştirdiği basına açık müzakere toplantısında paylaştı.
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, İstanbul Milletvekili Melda Onur, Çanakkale milletvekili Serdar Soydan, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz müzakere masasında yerini aldı. Yoğun çabalara rağmen, toplantıya davet edilen Orman ve Su İşleri Bakanı, Çevre ve Şehircilik Bakanı, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili ve Çevre Komisyonu Başkanı toplantıya katılmadı ve sandalyeleri boş kaldı.
Girişim temsilcileri toplantıda yaptıkları sunumda Tabiat Kanunu’nun koruma misyonundan, katılımcılıktan uzak olduğunun, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunun ve özellikle “üstün kamu yararı” adı altında ülkemizin doğal alanlarımızın katledileceğinin altını çizdiler. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin koruma altındaki alanlarının yüzölçümünün ortalamasının %17,76 olduğu ancak ülkemizde bu oranın yalnızca %4 olduğu vurgulandı. Kanun’la birlikte zaten %4 gibi son derece yetersiz olan mevcut korunan alanlarımızın (Milli Parklar, Tabiatı Koruma Alanları, Doğal Sit Alanları gibi) statülerinin yeniden değerlendirileceğini ve bu statüler sayesinde üzerindeki maden, turizm, hidroelektrik santral, termik santral, nükleer santral gibi baskılara direnebilen elmas değerindeki bir avuç alanın sadece ilgili bakanlığın oluruyla bir gecede yok edilebileceğini belirttiler. Kanun mevcut haliyle kabul edilirse; Küre Dağları, Dilek Yarımadası, Çıralı, İğneada, Tuz Gölü, Fırtına Vadisi, Gediz Deltası gibi birçok alan kıyameti yaşayacak. Girişim, Kanun’un Çevre Komisyonu’na geri çekilmesini, kurulacak bir alt komisyon aracılığıyla konunun tüm taraflarının katkı vereceği bir süreçte yeniden hazırlanmasını talep etti. Girişim, böylesi bir süreç başlatıldığında sivil toplum kuruluşları ve uzmanların nitelikli katılımıyla gerçek bir doğa koruma yasası hazırlayabileceğini ve önümüzdeki 5 Haziran 2013’te kutlanacak Dünya Çevre Günü’ne kadar yetiştireceğini kamuoyu önünde taahhüt ettiğini de belirtti.
Girişim’in sunumunun ardından söz alan MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır: Bugün dünyada artık büyümenin ve kalkınmanın tanımı değişti. Doğanızı korumadan büyük ve güçlü devlet olamazsınız. Şu anda Mersin başta olmak üzere ülkemizin dört bir yanında madencilik uğruna doğamız yok ediliyor. Hukukla doğayı koruyamayız, bu bir bilinç ve kültür meselesidir ve sivil toplumun halkı bu yönde uyandırması çok önemlidir. Bu anlamda çalışmalarınıza kamuoyu desteğiyle birlikte devam etmelisiniz. MHP olarak Kanun’un mevcut haliyle yasalaşmaması için TBMM’de elimizden gelen bütün çabayı ortaya koyacağız.” dedi. CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi ise “Her şeyden önce bu Kanun, Anayasa’nın birçok maddesine ve taraf olunan uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Tabiat Kanunu’nun hiçbir iyi düzenleme getirmediğinin ve neleri götürdüğünün farkındayız. Ülkemizin doğal alanlarının, Milli Parkları’nın pervasızca yatırımlara açılacak olmasını kabul etmiyoruz. CHP olarak Kanun’un Çevre Komisyonu’na geri çekilmesi için her türlü adımı atacağız. Geçtiği takdirde Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağız.” dedi.

Ortadoğu’nun En Büyük Enerji Santrali

Ortadoğu’nun en büyük güneş enerjisi santrali Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) devreye girdi.
100 megavat gücündeki CSP teknolojili güneş enerjisi santrali Fransız Total, İspanyol Abengoa ve BAE’li Masdar tarafından 3 yılda 600 milyon dolara kuruldu. Enerji santrali, her yıl 175 bin ton karbondioksitin atmosfere salınmasını önleyecek.
Shams şirketinden yapılan açıklamaya göre, enerji santralinin doğaya yapacağı katkı aynı zamanda ‘1.5 milyon ağaç dikmeye veya trafikten 15 bin aracın kaldırılmasına’ eşit.
BAE’nin çöl bölgesinde 17 Mart 2013’de elektrik üretmeye başlayan “Güneş 1″ adlı santralin açılışında, Devlet Başkanı Şeyh Halife Bin Zayed El Nahyan bir konuşma yaptı. El Nahyan, santralin hizmete girmesinin, BAE’nin yenilenebilir enerji alanına yatırım taahhüdünün yerine getirilmesine verdiği önemi yansıttığını söyledi. Nahyan, “Güneş 1″ santralinin kurulmasının, BAE’nin çok kutuplu ekonomi kurarak enerji güvenliğini garanti altına almasında attığı sağlam bir adım olduğunu ifade etti.
Shams 1, tam 258 bin parabolik aynadan oluşuyor. Parabolik aynalar, sahip oldukları tasarım sayesinde, güneş ışınlarını çok daha etkin bir şekilde yakalayarak, enerjiyi tek bir noktaya odaklayabiliyor. Enerji aynı zamanda, odak noktasından dağıtılabiliyor.
Aynalarda toplanan ışık, odak olarak aynaların merkezinden geçen petrol hatlarına yönlendiriliyor. Petrol ısınıyor ve ısı dönüştürücüsüne ilerledikten sonra, ortaya çıkan buhar türbinleri döndürerek elektrik üretilmesini sağlıyor. Shams 1 güneş enerjisi santrali, 4 kilometre karelik bir alana yayılmış durumda.
Petrol zengini BAE, 2020 yılı itibari ile elektriğin yüzde yedisini alternatif enerji kaynaklarından karşılamayı hedefliyor. Bu hedef, AB üyesi 27 ülkenin 21′i tarafından 4 sene önce başarıldı.

Enerji Enstitüsü

Yenilenebilir Enerji Kullanımının Karbondioksit Salınımına Etkisi

Son yıllarda enerji güvenliği kavramı hükümetlerin gündeminde geçmiş ile kıyaslandığında daha önemli bir yer tutmaya başladı. 1970’lerde yaşanan enerji krizi ile ortaya çıkan bu kavram her ne kadar geleneksel olarak uluslararası ilişkiler, güvenlik çalışmaları ve ekonomi alanları ile özdeşleştirilse de 1990’lı yıllarda başlayan ve günümüze kadar hızla artan iklim değişikliği farkındalık düzeyi, çevre konularının da modern enerji güvenliği düşüncesine entegre olmasını sağladı.
Artan farkındalığın başlıca sebebi ise sanayileşme ve ekonomik büyüme ile beraber küresel biçimde hızla artan karbondioksit salınımı ve bununla birlikte sera etkisine yol açan diğer gazlardır. Sera gazı salınımındaki en büyük pay ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde yer alan verilere göre %80’i aşan bir pay ile enerji sektöründen kaynaklanıyor.
Enerji sektöründen kaynaklanan sera gazı salınımının %90’ını aşan kısmını ise karbondioksit salınımı oluşturuyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın verilerine göre 2011 yılı sonu itibariyle enerji sektörüne dayalı karbondioksit salınımında elektrik üretimi ve ısıtma %41 ile en büyük payı alırken, bunu ulaştırma %22, sanayi %20, konut %8 ve diğer sektörler %10 ile takip ediyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2012 yılında yayınladığı rapora göre küresel bazda 2011 yılında fosil yakıt tüketiminden kaynaklanan karbondioksit salınımı 31,6 milyar tona ulaştı. Bu oran 2010 yılı ile karşılaştırıldığında %3’ü aşan bir artış anlamına geliyor. Enerji bazlı karbondioksit salınımında ise kömür %45 ile başı çekmekte, bunu petrol %35 ve doğal gaz da %20 ile takip ediyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler hızla artan enerji ihtiyaçlarını fosil yakıtlardan, öncelikli olarak da kömürden sağlıyor. Buna en iyi örnek ise Çin’dir. BP’nin verilerine göre 2011 yılında Çin’in küresel karbondioksit salınımındaki payı %26,4’dür.
Bu durumun tek sorumlusu Çin ve diğer gelişmekte olan ülkeler değildir. ABD’nin ve de diğer gelişmiş ülkelerin de katkısını unutmamak gerekir. Aynı verilere göre ABD küresel karbondioksit salınımının %17,7’sini sağlıyor. Bu durumun sebebi ise ABD Enerji Bakanlığı verileri incelendiğinde kolaylıkla anlaşılmaktadır. ABD toplam elektrik üretiminin %42’sinden fazlasını kömürden sağlıyor.
Yukarıda yer alan verilere bakıldığında, fosil yakıt kullanımının karbondioksit salınımının artmasındaki en önemli unsur olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla, karbondioksit salınımının azaltılmasında yenilenebilir enerji kaynaklarının önemli bir rolü vardır. Fosil yakıtlarla karşılaştırıldığında, yenilenebilir enerji kaynaklarının karbondioksit salınım değerleri kıyaslanamayacak kadar düşüktür.
Dünya Enerji Konseyi’nin yayınladığı verilere göre; linyitin karbondioksit salınımı (tCO2eq/GWh) 1062-1372, kömürün 757-1085 tCO2eq/GWh, petrolün 657-866 tCO2eq/GWh, doğal gazın 398-499 tCO2eq/GWh, güneşin 13-104 tCO2eq/GWh, hidroelektriğin 4-120 tCO2eq/GWh, biyoyakıtın 15-49 tCO2eq/GWh, rüzgarın 7-15 tCO2eq/GWh ve nükleerin 3-20 tCO2eq/GWh. Bu verilere göre doğal gaz, diğer fosil yakıtlar arasında karbondioksit salınımı en düşük olan yakıt olsa dahi karbondioksit salınımı yenilenebilir enerji kaynakları ve nükleer ile karşılaştırıldığında oldukça yüksektir.
Yenilenebilir enerji yatırımlarının artmasının karbondioksit salınımını düşürücü etkisinin kolaylıkla gözlenebileceği ülkeler arasında Almanya, Portekiz, İspanya ve İtalya başı çekiyor. Avrupa Birliği üyesi olan bu ülkeler 1990’lı yılların sonlarından başlayarak hızlandırdığı yenilenebilir enerji yatırımlarının geri dönüşlerinden birisi olan karbondioksit salınımı düşüşünü 2000’li yılların ortalarından itibaren tecrübe etmeye başladılar.

Eurostat verilerine göre, Portekiz başta olmak üzere sözü geçen diğer ülkeler 2005 yılındaki karbondioksit salınımı oranlarını 2011 yılı sonu itibariyle %20’li seviyelere yakın ve hatta Portekiz ve İspanya örneğinde olduğu gibi %20’yi aşan seviyelerde düşürmeyi başardılar. AB üyesi diğer ülkelerde Avrupa 2020 Stratejisi kapsamında yer alan “20-20-20” hedefleri olarak nitelendirilen yenilenebilir enerjinin payının %20’ye çıkması, sera gazı salınımının %20 düşürülmesi ve enerji tüketiminin %20 azaltılması politikaları dolayısıyla önceki yıllara kıyasla salınım değerlerini yenilebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesine yaptıkları yatırım sayesinde düşürdüler.
Türkiye’nin ise 2005 yılında 238,2 milyon ton olan salınımı yaklaşık %35’lik bir artışla 2011 yılı sonu itibariyle 323,4 milyon tona ulaştı. Aynı yıllar arasında toplam enerji tüketimimizin 86 milyon ton eşdeğer petrolden (MTEP), 118,8 MTEP’e ulaştığı düşünüldüğünde bu artışın büyük çoğunluğunun fosil yakıtlardan karşılandığını sadece karbondioksit salınımındaki artışa baktığımızda bile anlayabiliriz.
Dolayısıyla, yenilenebilir enerji yatırımlarının ve toplam enerji tüketimindeki payının artmasının ülkemiz enerji güvenliğine katkısı sadece dışa bağımlılığını azaltması çerçevesinde değerlendirilmemelidir. İklim değişikliği ve çevresel faktörler göz önünde bulundurulduğunda da önemli katkısı olduğu unutulmamalıdır. Her ne kadar mevcut enerji tüketimimizin büyük çoğunluğunu ülkemizde yer alan yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılayamayacak olsa bile mevcut imkanlarımızı mümkün olan en yüksek seviyede kullanmanın enerji güvenliğimize faydaları tartışmasızdır.

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Efe Biresselioğlu
İzmir Ekonomi Üniversitesi