Türkiye’de Mühendis İşsizliği

Türkiye için de kapitalizmin krizleriyle
işsizlik dalgası paralel işlemektedir.
“1994, 1998, 2000 ve 2001 krizleri işsizlik oranını önemli
miktarda artırmıştır. Krizler sonrasında en çok işsizlikle
karşı karşıya kalan kesim ise eğitimli işgücü, yani mühendisler,
mimarlar, bankacılar ve tasarımcılar olmuştur”
diyen Ahmet Alpay Dikmen, işsizlik artışının bu kesim
arasında rekabeti kızıştırdığına, bu rekabetin de yalnızca
ucuz işgücü bağlamında değil aynı zamanda yaratıcı etkinliğe
dayalı olduğuna dikkat çekmektedir. Böylece küçük ve
orta ölçekli firmalar batarken, ucuza çok nitelikli emeği
çalıştırma olanağına sahip olan sınırlı sayıda firmanın iş
göçü sürecine de dahil olduğunu “küresel kapitalizme
damgasını vuran ilkel birikim süreciyle” açıklamaktadır:
“Üstelik faaliyet alanı yükseltimine giden firmalar
bir yandan daha ileri teknoloji üretim olanaklarını
seçerek, diğer yandan da fabrikalarını ucuz işgücü
merkezi ülkelere ‘uçurarak’ ülkedeki işsizlik artışını
tetikleyici yönde etki sağlamıştır.” (Makina, İş, Kapitalizm
ve İnsan, s. 274)
Türkiye’de son 10 yıllık dönemde inşaat sektörü, sıcak
para, cari açık ve özelleştirmelere dayalı bir ekonomi
modeli uygulanırken, 2008-2009 krizinin ardından yine
bir ekonomik baskının oluştuğu döneme girilmiş bulunmaktadır.
Türkiye Kalkınma Bankası’ndan Kıdemli
Uzman İktisatçı Ali Eşiyok, OECD teknoloji sınıflandırması
ve TÜİK veri tabanından yaptığı hesaplamalarla
Türkiye’nin düşük teknolojili sektörlerde varlık gösterebildiğini,
yüksek teknolojili sektörlerin hiçbir kategorisinde
rekabet gücü gösteremediğini ortaya koyarken,
şu sarmala dikkat çekiyor:
“Türkiye’nin 30 yıllık deneyiminden de izleneceği
üzere düşük ücret-düşük teknoloji ve düşük verimlilik
düzeyine dayalı bir rekabet gücü politikası artan
dış ticaret ve cari açıklarla sonuçlanmakta, üretimin
ve ihracatın giderek daha fazla ithalata bağımlı olduğu
görülmektedir.” (Cumhuriyet Gazetesi Bilim ve
Teknik Dergisi-24 Mayıs 2013)
Planlamanın rafa kaldırıldığı bu dönemde istihdama
ilişkin öngörüleri de iktidar gündeminden çıkarmıştır.
İktidarın hazırladığı 10. Kalkınma Planı’na bu açıdan
baktığımızda; mühendis sözcüğünün raporda yalnızca
bir kez inşaat alanıyla ilgili olarak “İnşaat, Mühendis

lik-Mimarlık, Teknik Müşavirlik ve Müteahhitlik Hizmetleri”
başlığında geçtiğini; “ara eleman”, “tekniker”,
“teknisyen” ya da “teknik personel” kelimelerinin ise
hiç kullanılmadığını tespit ettik. Net, ayırıcı ifadeler
yerine “nitelikli işgücü/insan gücü” ifadeleriyle istihdam
sorunu geçiştirilmekte, 9. Kalkınma Planı’nda yer
verilen mesleki eğitim konusu da göz ardı edilmektedir.
8. Kalkınma Planı’nda yer alan teknik personel arzı ve
ihtiyacına ilişkin veri ve tahminlere 9. Kalkınma Planı’nda
olduğu gibi 10. Kalkınma Planı’nda da hiç yer
verilmemektedir.
Oysa beyaz yakalılar için istihdam sorunu giderek ağırlaşmaktadır.
EMO tarafından gerçekleştirilen Ocak 2010
tarihli “Küresel Krizin Etkileri: EMO Üyelerinin İstihdamı
Araştırması”nda, EMO üyeleri arasında işsizlik
oranı yüzde 10 bulunmuştur. EMO’ya kayıtlılık oranı
ve işsiz mühendislerin EMO’ya kayıt yaptırmama durumu
da dikkate alındığında daha da yüksek olabileceği
belirtilen bu rakamın Türkiye İstatistik Kurumu’nun
(TÜİK) o dönem için açıkladığı yüksek okul mezunları
arasındaki yüzde 10.5-11.5 olan işsizlik verisine yakınlığı
da dikkat çekmiştir. Raporda bu durum, “Yüksekokul
mezunları arasında iş bulma olanağı daha yüksek olarak
değerlendirilen elektrik, elektronik, elektrik-elektronik,
elektronik haberleşme, bilgisayar ve biyomedikal mühendislerinden
yalnızca EMO’ya kayıtlı olanlar için
işsizlik oranının TÜİK’in yüksekokul mezunları için
belirlediği işsizlik oranına paralel olması ülkemizdeki
genel işsizlik tablosu açısından ayrıca düşündürücüdür”
biçiminde değerlendirilmiştir.
TÜİK de son 3 yıldır yılsonlarında mesleki alanlara ayrıştırılmış
işsizlik verisi açıklamaya başlamıştır. Buna
göre “mühendislik ve işleri” kapsamında krizin etkisiyle
2009 yılında yüzde 11.9’a kadar yükselmiş olan işsizlik
oranı 2010 yılında yüzde 10.5’e, 2011’de yüzde 9.7’ye,
2012’de yüzde 8.6’ya düşmüştür. Ancak bu verileri değerlendirirken
işgücüne katılım oranlarını da dikkate
alırsak 2009 yılında işgücüne katılımın yüzde 84.3’de
kaldığı, dolayısıyla zaten iş bulamayacağını düşünen
bir kesimin işgücü arzından çekildiği anlaşılmaktadır.
Mühendislerin işgücü arzına katılımı 2010 yılında yüzde
86.6’ya, 2011 yılında yüzde 88.2’ye çıkarken, 2012’de
yüzde 86.5 ile 2010 yılı düzeyine düşmüştür.
Haziran 2013 Hanehalkı İşgücü Anketi’ne göre Türkiye’de
genel işsizlik oranı yüzde 8.8 olarak açıklanmıştır.
Mühendislerdeki yüzde 8.6 olan 2012 yılı işsizlik
oranının genel işsizlik oranına paralelliği can yakıcı
işsizlik sorununu mühendislerin de artık aynı ölçüde
yaşamakta olduğuna işaret etmektedir. Belki bu veri
de mühendislerin işçileşen profillerinin bir yansıması
olarak değerlendirilmelidir.
TMMOB’nin 2006 yılında yaptırdığı Profil Araştırması
verilerine göre o dönemde işsizlik oranının yüzde 3.6 gibi
oldukça düşük düzeyde bulunduğu dikkate alındığında
da son 10 yıllık dönemde işsizlik sarmalının mühendisleri
oldukça derinden etkilediği anlaşılmaktadır.

EMO Basın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s