Monthly Archives: Şubat 2014

GERİ DÖNÜŞÜMDEN EKONOMİYE 1,3 MİLYAR TL KATKI SAĞLANDI

Atık piller, atık yağlar, plastikler, kâğıt karton atıkları geri dönüşüm ile ekonomiye geri kazandırılıyor.
2013 Yılında ne kadar atık toplandığını ve ekonomiye ne kadar katkı sağlandığını Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce açıkladı. Bakan Güllüce yaptığı açıklamada; “Ömrünü tamamlamış 117 Bin ton lastikten 37,5 milyon, 64 Bin ton atık akümülatörden 87,5 milyon, 18 Bin 750 ton atık motor yağından 23 milyon, 10 Bin 648 adet ömrünü tamamlamış hurda araçtan 59 milyon, 1 Milyon 900 Bin ton kâğıt, plastik, cam ve metal ambalaj atığından 1,1 milyar ekonomiye katma değer kazandırılmıştır” dedi.
Bakan Güllüce sözlerine şöyle devam etti: “Ayrıca 232 adet söküm amaçlı gelen gemiden 750 Bin ton hurda ve bu hurdaların geri dönüşümü sonucu elde edilen gelir yaklaşık 720 milyon TL’dir. Buna ilave olarak, çevresel etkileri yüksek olan 526 ton atık pil de toplanarak bertarafı sağlanmıştır.”
Atıkların ekonomiye bir diğer katkısının ise “istihdam” olduğunu vurgulayan Bakan Güllüce: “Türkiye 2002 yılında bu alanda yaklaşık 5 Bin çalışan ve 60 Milyon TL katma değer sağlayan bir noktada iken 2013 yılında 60 Bin çalışan ve 1,3 Milyar TL katma değer sağlayan bir noktaya gelmiştir. Bu rakamlara yurtdışından ülkemize getirilerek sökümü yapılan ve demir çelik sanayisine hammadde oluşturan gemi söküm hizmetlerini de eklersek ekonomik kazanç 2,1 Milyar TL’yi bulmuş durumdadır” şeklinde konuştu.

Reklamlar

İşte Türkiye’nin HES Bilançosu!

Türkiye’de 69 ilde toplam 478 Hidroelektrik Santral var, 61 ilde 534 HES daha yapılması planlanıyor, planlananların gerçekleşmesi durumunda HES sayısı 71 ilde bin 12’ye yükselecek. Planlan HES’lerin 160’ı inşaat aşamasında.
Buna göre; 139’u 30 Mart 2013’te yürürlüğe giren 6446 sayılı kanun öncesinde 58 ilde toplam 139 HES işletmeye alındı. Kanun sonrası 12’si yeni iller olmak üzere HES sayısı toplam 70 ilde 478’e ulaştı.
En çok HES bulunan il 33 HES’le Maraş iken onu Trabzon (31), Giresun (26), Adana (21) ve Sivas (18) illeri takip ediyor.
HES bulunmayan 12 il ise şöyle: Aksaray, Ağrı, Çanakkale, Edirne, İstanbul, İzmir, Kilis, Kırklareli, Tekirdağ, Uşak, Yalova, Yozgat.
61 ilde 534 HES daha yapılması planlanıyor. Planlananların 160’ı inşaat aşamasında. Su Kullanım Hakkı Anlaşması imzalı ve lisans almış HES Projeleri’nin sayısı 270 iken Su Kullanım Hakkı Anlaşması imzalı ancak lisans almamış 105 HES Projesi var.
Trabzon yapılması planlanan HES sayısının en çok olduğu iller listesinin de en başında. İnşaat halinde 12 HES’in bulunduğu kente toplam 42 HES daha yapılması planlanıyor. Planlanan HES sayılarında Trabzon’u 40 HES’le Erzurum, 35 HES’le Artvin, 31 HES’le Giresun izliyor.
Hiç HES bulunmayan Ağrı ve Çanakkale illerine Su Kullanım Hakkı Anlaşması imzalı ve Üretim Lisansı almış birer HES projesi var.
İnşaat aşamasında bulunan 160 HES’ten 12’si Trabzon’da. Trabzon’u 11 HES inşaatıyla Giresun, sekiz inşaatla Erzurum ve Tokat ve yedi inşaatla Ordu takip ediyor.
Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) Yönetmeliğine dayanarak açılan davalara ilişkin verilerin ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü sorumluluğunda olduğu belirtildi.
DSİ Hidroelektrik Enerji Dairesi Genel Müdürlüğü’nce 167 HES’in de Su Kullanım Hakkı Anlaşmaları iptal edilmiş görülüyor.

Kaynak: yapı.com.tr

NÜKLEER ENERJİ VE AKKUYU NÜKLEER ENERJİ SANTRALI

Dünyada inşaat halinde olan 69 nükleer reaktörün toplam kurulu gücünün 66 bin 831 megavat olduğu, bunun da 28’inin Çin, 11’inin Rusya, 7’sinin ise Hindistan’da bulunmakta olup, toplam kurulu gücü 52 bin 950 megavatı bulan 145 nükleer reaktörü kalıcı olarak kapatılmış durumda.
Ülkemizde nükleer santral olmadığı halde 1998 yılında INES ölçeğine göre 3. Seviye (ciddi olay) olarak nitelenen İkitelli Olayı meydana gelmiş ve nükleer kaza tarihinde yer almıştır.
Türkiye’nin yüzde 74 seviyesinde enerjide dışa bağımlı olduğu, yıllık elektrik üretiminin yüzde 50’ye yakınının doğalgazdan karşılandığı, nükleer santrallar kurmakla enerjide dışa bağımlılığın daha da artacağı açık.
Dünyada başka bir ülkenin devlet kuruluşuna kendi topraklarında nükleer santral kurma ve işletme yetkisi veren ilk ülke Türkiye olmuştur. Dolayısıyla olası bir kaza halinde zarar gören kendi yurttaşımız olacak, etkilenen ülkemiz toprağı olacak. Fakat Akkuyu Nükleer Santralı’nın işletmesinden elde edilecek elektriği Rus devlet şirketi satarak ticari kazanç elde edecektir.
Aynı fiyata (12,35 cent/kWh) Rusya’dan elektrik almak isteseydik bu santrali kendi ülkesinde yapıp bize satar mıydı?
Acaba hiç bilinmeyen bu teknoloji üzerindeki denetim nasıl yapılacak?
Dünyada nükleer yakıt üretmeyen bir ülkede nükleer santral yapılarak dışa bağımlılığın azaltılacağını resmen açıklayan ilk devlet Türkiye Devleti’dir. Ancak nükleer santral yakıtının Türkiye’de nasıl elde edileceği ve nerede üretileceği belli değildir.
Son yıllarda özellikle güvenlik kriterlerinde yapılan değişiklikler sonucunda nükleer santrallerin yatırım maliyetleri hızla yükselmekte, bunun karşısında yenilenebilir enerji santrallarının yatırım maliyetleri düşmektedir. İlk yatırım bedellerindeki düşüş trendi böyle devam ederse çok kısa zaman sonra ekonomik kriterlerin de yenilenebilir kaynaklar açısından önemli avantajlar sağlaması beklenmektedir.
En önemli alıcı olan TETAŞ, Akkuyu NES’ten zorunlu olarak yüksek fiyatlardan elektrik alacağı için, diğer kaynaklardan alacağı elektriği kısmak durumunda kalacaktır. Bu durum yenilenebilir kaynaklardan düşük maliyetli elektrik sunumunu kısıtlamakta, dolaylı olarak yenilenebilir enerji yatırımlarına engel teşkil etmektedir.
6 Ekim 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan uluslararası anlaşmanın giriş maddesinde iki ülkenin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara atıfta bulunulmuş, uluslararası standart ve yönetmeliklerin geçerliliği taraflarca kabul edilmiştir. Ancak, bu uluslararası anlaşmalara uyulup uyulmadığının hangi uluslararası kuruluş tarafından denetlenmesinin kabul edildiği anlaşmada yer almamaktadır. Bu eksiklik özellikle nükleer güvenlik açısından büyük önem taşımaktadır.
Nükleer santralin yapım ve işletim dönemlerinin sigortalanması konusu Rus şirketinin sorumluluğuna bırakılmıştır. Ancak sigorta edilmez ise ne yapılacağı belli değildir. Başka ülkelerdeki nükleer santrallarda olduğu gibi Rus şirketi ‘Akkuyu NES’i sigortalayacak şirket bulamadım’ derse ne olacağı belirsizdir.
Anlaşma, Türkiye ve Rusya hükümetlerinin proje şirketini destekleyeceğini hükme bağlamaktadır. Genelde hükümetler nükleer santral izni verirken yapımcı firmaları desteklemezler, aksine çok tehlikeli bir iş yapacakları için nükleer santralin güvenliği açısından her adımı aşırı titizlikle ve özenle atar, her aşamayı titiz bir şekilde incelerler.
Anlaşmanın 7. Maddesi ile Rus şirketine bedelsiz olarak 2 milyon metrekare kadar bir arazi tahsis edilmiştir.
Anlaşmada atık yönetiminin ne şekilde olacağı, yakıtların nasıl depo edileceği, eğer başka ülkelere sevk edilecekse bunun nasıl ve hangi güvenlik önlemleri ile yapılacağı hiç yer almamıştır. Bir nükleer santral yapımı için yapılan bir anlaşmada yakıt, atık yönetimi ve söküm konularının bu şekilde açık bırakılmış olması kabul edilemez.
Yeni nesil reaktörlerin nükleer enerjiden elektrik üretimini giderek daha güvenli kılmakta olduğu belirtilse de, yeni teknoloji ve prosedürler kaza riskini ortadan kaldırmamaktadır. Yeni nesil teknolojinin kullanımı ve güvenlik tedbirlerinin geliştirilmesi maliyeti arttırıcı unsur olmaktadır. Üstelik tüm güvenlik önlemlerine rağmen nükleer kazaların önüne geçilememektedir.
Nükleer santral savunucularının nükleer santralların güvenli olduğunu belirtmelerine rağmen nükleer santral kazaları ile dünyanın ciddi risk altında bulunduğu, nükleer santrallarda arızanın teknik ve/veya idari bir risk olduğu ve arttırılacak güvenlik tedbirlerinin bu riski yok etmeyeceği ancak olasılığını aza indirebileceği vurgulanarak şu görüşler aktarılıyor:
Yeni nesil reaktörlerin nükleer enerjiden elektrik üretimini giderek daha güvenli kılmakta olduğu belirtilse de, yeni teknoloji ve prosedürler kaza riskini ortadan kaldırmamaktadır. Yeni nesil teknolojinin kullanımı ve güvenlik tedbirlerinin geliştirilmesi maliyeti arttırıcı unsur olmaktadır. Üstelik tüm güvenlik önlemlerine rağmen nükleer kazaların önüne geçilememektedir.
Ülkemiz hızla nükleer santral pazarına çevrilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise, devletlerarası ikili anlaşmalar yoluyla nükleer santral kurma girişimlerinin Anayasa denetiminin dışında olmasıdır.
Nükleer santrallar hariç 59 bin 260 MW yapım aşamasında olan lisans almış üretim tesisi ve lisans alması uygun bulunmuş üretim tesisi bulunduğu belirtilerek, bugün için kararı verilmiş yatırımların gerçekleşmesi halinde Akkuyu Nükleer Santralı’na gerek olacak mıdır?
Nükleer santralin yakıtı Türkiye’de yoktur. Akkuyu Nükleer Santralı için yakıt getirme ve santralin işletme sorumluluğu Rus şirketindedir. Bu anlaşma ile devlet büyük oranda döviz ile ödeme yükümlülüğüne girerek dışa bağımlılığı azaltmak bir yana daha çok arttırmıştır. 47,7 milyar kWh elektrik üretilebilecek yakıtın bedeli karşılığında Akkuyu Nükleer Santralı’ndan 38,4 milyar kWh elektrik satın alınacaktır.
Bu sonuç ile Akkuyu Nükleer Santralı’nın ithal yakıtta dışa bağımlılığı azalttığını söylemek olanaksızdır. Aksine enerjide dışa bağımlılığı 1,24 kat arttırmaktadır. Nükleer santralların yapılmasıyla elektrik daha da pahalı hale gelecektir. Rusya ile yapılan anlaşma ile üretilen elektriğin birim kilowatsaat bedeli 12,35 cent üzerinden 15 yıl alım garantisi verilmiştir.
Bu değer, Yenilenebilir Enerji Kanunu Ek cetvelinde yer alan hidrolik, rüzgâr, jeotermal enerji kilowatsaat bedellerinden yüksek, güneş enerjisiyle yaklaşık eşdeğer durumdadır. TETAŞ’ın 2012 Yılı Sektör Raporu’nda yer alan Enerji Alış-Satış miktarlarının Yıllara Göre Dağılımı Tablosu’ndan da daha açıkça görüleceği üzere, nükleer enerji için 12,35 sent üzerindeki fiyat, Türkiye için Ortalama Tarife’nin üzerindedir. Bu da, elektrik sektörünün piyasalaştırılması sonrasında artan elektrik fiyatlarının, nükleer enerji santrallarının devreye alınmasıyla daha da artacağı anlamına gelmektedir.
Nükleer güç tesislerine birçok maliyet arttırıcı unsur üzerinde belirsizlik sürmekte olup, karbon vergisi türü imtiyazlar verilse dahi kömür ve doğalgazdan daha pahalıya elektrik üretilecektir. Nükleer enerjiyi canlandırmak amacıyla girişilen sonuçsuz çabaya vakfedilen kaynakların bir kısmı enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları seçeneklerine yönlendirilirse, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları ile nükleer enerji arasındaki farkın muhtemelen daha da artacaktır.
Nükleer santralların çevreye olumsuz etkisi, yaşanan kazalar sonrasında insan ve doğa yaşamına olan ve uzun yıllar süren olumsuz etkileri, yine etkisi yüzyıllar sürecek atık sorunları, dünya barışını olumsuz etkilemesi gibi ‘toplumsal maliyeti’ oldukça yüksek sonuçları vardır.

Kaynak: EMO Nükleer Enerji Raporu

The Levelized Cost of Electric Generation

Watts Up With That?

Guest Post by Willis Eschenbach

In early 2013, the US Energy Information Agency (EIA) released their new figures for the “levelized cost” of new power plants. I just came across them, so I thought I’d pass them on. These are two years more recent than the same EIA cost estimates I discussed in 2011 here. Levelized cost is the average cost of power from a new generating plant over its entire lifetime of service. The use of levelized cost allows us to compare various energy sources on an even basis. Here are the levelized costs of power by fuel source, for plants with construction started now that would enter service in 2018:

View original post 591 kelime daha

Yeşil Enerji Toryum

yeil-enerji

YEŞİL ENERJİ TORYUM

Toryum madeni Dünya açısından geleceğin enerji hammaddesi olma potansiyeli nedeni ile stratejik bir maden olarak nitelendirilmektedir.

Dünya günümüzde enerji hammaddesi olarak halen fosil yakıtları ve uranyumu
kullanmaktadır. Bugün enerji üretim ve tüketim teknolojileri bu kaynakların kullanımına göre geliştirilmiş ve uyarlanmıştır. Önümüzdeki süreçte mevcut enerji kaynaklarının tükenmesi, daha ucuz ve temiz enerji kaynaklarına ihtiyacın artması gibi nedenlerle alternatif enerji kaynakları arayışları artarak sürmektedir.

Toryum alternatif enerji kaynakları içinde en önde gelen madenlerden biridir. Türkiye
dünyadaki kanıtlanmış toryum rezervlerinin önemli bir bölümüne sahip bulunmaktadır. Bu nedenle toryum dünya için olduğu kadar Türkiye açısından da stratejik bir maden kaynağıdır.

View original post 2.287 kelime daha

“İklim kanseri”nin gerçek yüzü: soğuk ve sıcak

ekogazete

Bir bilgin “İklim kanserini yaşıyoruz!” demişti.  Haklı!  Uzmanlar “Şubat, kışın en sert olduğu zamandır.” diyor, ama İstanbul’da baharı yaşıyoruz.  Çiçekler açtı, termometre 16-17 derece.  İngiltere’de ise akıl almaz yağışlar oluyor ve hükümeti sarsacak ölçüde su baskını felaketleri yaşanıyor.  Amerika’nın doğusu ise buz devrine girdi.  Eskiden ‘kar fırtınası’ derdik.  Şimdi karşımızda ‘buz fırtınası’ var.  İşte kanıtları.

The Guardian gazetesi bir dizi fotoğrafla bu olguyu sergilemiş.  Çarpıcı resimler.  Kocaman göller donmuş.  Göl kenarındaki muazzam mağaralarda sarkıtlar oluşmuş.  Fantastik bir görünüm.

Annelerimizden, babalarımızdan duymuştuk.  Örneğin, 80 yıl önce Kars’ta bir mahallede yangın çıktığı zaman ne olurdu?  İtfaiye su sıkmaya çalıştığı zaman suyun yarısı buz olur, paldır kültür yere düşerdi.

Öyleyse, The Guardian’ın sunduğu görüntü dizisine bir göz atalım ve “İklim değişimi yoktur!  Zarttır zurttur!” diyenlere nanik çekelim.  Buyurun, işte buraya tıklamak yetiyor.

Derleyen:  Atila Alpöge

View original post

Yoksa buz çağına geri mi dönüyoruz?

ekogazete

Galile’nin 1611’de teleskopu keşfetmesinden beri, güneş en fazla incelenen gezegen.  İki hafta önce, güneş uzmanları, güneşin “sessizleştiğini” duyurdular.  Yüzeyinin güneş lekeleriyle (sunspot), alevli püskürtülerle ve yüklü parçacık bulutlarıyla kaplı olması gerekirken, her şey fazlasıyla sakin, diyorlar.  Bu boyuttaki bir sessizlik en son 17. yüzyılın ikinci yarısında yer almış ve Avrupa’da çok soğuk kışlara yol açmış.

Maunder Minimum (1645-1715) olarak bilinen bu dönemde, kış aylarında Londra’nın Thames nehri donarmış.  Aşağıdaki resim 1684 kışına ait.

LONDRADA KIŞ

Aynı yıllarda Baltık Denizinin de donduğu kaydediliyor.  Maunder Minimum dönemi, Avrupa’da 15. ve 19. yüzyıllar arasında yer alan  Küçük Buz Çağı’nın zirve noktası olarak biliniyor.

Maunder Minimum’dan hemen önce güneş, şimdi olduğu kadar sessizleşmiş ve üzerinde hemen hemen hiç leke kalmamış.

Güneş lekeleri nedir, derseniz, bunlar güneşin yüzeyinde çevresinden daha soğuk (5778 Kelvin yerine, 4000-4500 K) manyetik akı ilmeklerinden oluşan çok geniş alanlar.  Lekeler artınca, güneş radyasyonu artıyor, bu da dünyaya ulaşan morötesi ışınların artmasına neden…

View original post 203 kelime daha