Monthly Archives: Nisan 2014

Enerji Yatırımcıları Portföy Küçülttü

 

Yıllık yüzde 7 artan enerji ihtiyacını karşılamak için 120 milyar dolar yatırım yapması gereken Türkiye’nin bu yılki yatırım planı 41 santral ile sınırlı kaldı

Şu an­da­ki mev­cut trend­ler, ger­çek­ten ge­le­cek ne­sil­le­ri bir fe­la­ke­te doğ­ru gö­tür­mek üze­re. Bu tes­pit Ulus­la­ra­ra­sı Ener­ji Ajan­sı­’nın kü­re­sel ener­ji pi­ya­sa­la­rı­nı de­ğer­len­dir­di­ği “World Energy Out­lo­ok’ ra­po­run­da ya­pıl­dı. Te­me­lin­de ise ik­lim de­ği­şik­li­ği­ne ne­den olan gaz­la­rın 3’te iki­si­ni sal­gı­la­yan ener­ji sek­tö­rün­de­ki de­ği­şim ih­ti­yaç­la­rı ya­tı­yor.
Bu nok­ta­da sü­reç, pet­rol ve do­ğal­gaz kay­nak­la­rın­da­ki azal­ma ile bir­lik­te tüm dün­ya­da al­ter­na­tif ve ye­ni­le­ne­bi­lir ener­ji kay­nak­la­rı­na ya­pı­la­cak ya­tı­rım­la­rı ön pla­na çı­ka­rı­yor. Yı­lık 65 mil­yar do­lar­lık ener­ji it­hal eden Tür­ki­ye­’de ise du­rum pek iç açı­cı gö­rün­mü­yor. Sek­tö­rün, 2023 yı­lı­na ka­dar ener­ji ta­le­bi­ni kar­şı­la­ya­bil­mek için 120 mil­yar do­lar­lık ya­tı­rım yap­ma­sı ge­re­ki­yor.

Yatırımlar durdu Uz­man­la­ra gö­re, şu an­ki tü­ke­tim trend­le­ri ile bir­lik­te Tür­ki­ye­’nin 15-20 bin me­ga­watt gü­cün­de 2 ve­ya 4 nük­le­er san­tral, 1.100 ci­va­rın­da ye­ni hid­ro­elek­trik san­tral, 20 bin mega­watt gü­cün­de de rüz­gar tri­bü­nü­ne ih­ti­ya­cı var. Pet­ro­lü ve do­ğal­ga­zı ol­ma­yan Tür­ki­ye tar­tış­ma ko­nu­su olan nük­le­er ener­ji ile tek tek ip­tal edi­len HES pro­je­le­ri ile hâ­lâ üre­tim açı­sın­dan pek umut ver­mi­yor. Sa­na­yi­ci ise Kı­rım ve gü­ney­de ya­şa­nan si­ya­si ka­rı­şık­lık­lar ne­de­ni ile var olan ener­ji kay­nak­la­rın­dan da ol­ma kor­ku­su içinde.

Tür­ki­ye ve dün­ya si­ya­se­tin­de ya­şa­nan çal­kan­tı­lar, ya­tı­rım­la­rı da ya­vaş­lat­tı. Ener­ji ve Ta­bii Kay­nak­lar Ba­kan­lı­ğı ve­ri­le­ri­ne gö­re Tür­ki­ye­’de 2013’ün ilk ya­rı­sın­da 100 ye­ni san­tral dev­re­ye gir­di. San­tral­le­rin 15’i İz­mi­r’­de, 7’si Gi­re­su­n’­da, 6’sı Ba­lı­ke­si­r’­de ku­rul­du. Ye­ni san­tral­le­rin ya­rı­sı HE­S’­ler­den olu­şur­ken, 22 rüz­gar ener­ji san­tra­li, 19 do­ğal gaz san­tra­li, 4 çöp ga­zı san­tra­li elek­trik üre­ti­mi­ne baş­la­dı.

Yabancı oranı düşük Bu yıl için Ba­kan­lık ta­ra­fın­dan açık­la­nan ra­kam ise 41. Bu çer­çe­ve­de 2014 yı­lı ya­tı­rım­la­rı­nın yüz­de 69’u­nu hid­ro­elek­trik san­tral­ler, yüz­de 21’i­ni rüz­gar ener­ji­si san­tral­le­ri, yüz­de 7’si­ni ter­mik san­tral­ler, yüz­de 1,49’u­nu ise di­ğer ener­ji kay­nak­la­rı oluş­tu­ra­cak. Ye­ni ya­tı­rım­lar dı­şın­da sek­tör­de­ki sa­tın al­ma ve bir­leş­me ha­re­ket­le­rin­de de cid­di bir dü­şüş söz ko­nu­su. PwC Tür­ki­ye Ener­ji Sek­tö­rü Da­nış­man­lı­ğı ta­ra­fın­dan ha­zır­la­nan ‘Tür­ki­ye Ener­ji Sek­tö­rün­de Bir­leş­me ve Sa­tın Al­ma­lar Ra­po­ru­’, sek­tö­re olan yer­li ve ya­ban­cı ya­tı­rım­cı il­gi­si­ni ölç­mek adı­na önem­li bir gös­ter­ge. Ra­po­ra gö­re 2012 yı­lın­da 9.5 mil­yar do­lar­lık alım sa­tım ve bir­leş­me ya­pı­lır­ken, bu ra­kam 2013’te 7 mil­yar do­la­ra düş­tü. İş­lem sa­yı­sı da 45’ten 40’a düş­tü. İş­lem­ler­de, yüz­de 98 yer­li ya­tı­rım­cı­ya kar­şı­lık, yüz­de 2 ya­ban­cı ya­tı­rım­cı ora­nı var. PwC Tür­ki­ye Ener­ji Sek­tö­rü Da­nış­man­lık Hiz­met­le­ri Or­ta­ğı En­gin Ali­oğ­lu, 2014’e iliş­kin ön­gö­rü­sün­de dur­gun bir yıl ya­şa­na­ca­ğı­na dik­kat çe­ke­rek, “Si­ya­si ve eko­no­mik be­lir­siz­lik­ler ile özel­leş­tir­me port­fö­yün­de es­ki­ye gö­re da­ha az çe­ki­ci var­lık­la­rın bu­lun­ma­sı ne­de­niy­le 2014 yı­lıy­la il­gi­li ön­gö­rü­ler­de tem­kin­li ol­mak­ta fay­da var. Bu­nun­la bir­lik­te, Af­şin El­bis­tan kö­mür ma­de­ni ve ener­ji san­tra­li­ne yö­ne­lik ye­ni bir ya­tı­rım ka­ra­rı sek­tö­re ha­re­ket­li­lik ge­ti­re­bi­li­r” yo­ru­mu­nu yap­tı.

Elek­trik ‘ye­ni­len­me­li­’ Ko­nu­nun uz­man­la­rın­dan, Ulus­la­ra­ra­sı Ener­ji Ajan­sı Baş Eko­no­mis­ti Fa­tih Bi­rol, TÜ­Sİ­AD’­ın gö­rüş der­gi­si­ne ver­di­ği rö­por­taj­da ise Tür­ki­ye­’nin ener­ji ve­rim­li­ği ile ‘s­tra­te­jik ül­ke­’ se­çe­nek­le­ri üze­ri­ne yo­ğun­laş­ma­sı ge­rek­ti­ği­ne dik­kat çe­ki­yor. Bi­rol, “Tür­ki­ye’­de yap­mak üze­re ol­du­ğu­muz iki şey var. Bi­rin­ci­si ener­ji ve­rim­li­li­ği­ni ar­tır­mak. İkin­ci­si ye­ni­le­ne­bi­lir ener­ji­nin Tür­ki­ye elek­trik üre­ti­mi­nin cid­di bir par­ça­sı ol­ma­sı­nı sağ­la­mak. Bu­na ar­tı ola­rak Irak ile ya­pa­bi­le­ce­ği­miz bir an­laş­ma ve İs­ra­il ile Do­ğu Ak­de­ni­z’­de­ki ga­zın Tür­ki­ye üze­rin­den de ta­şın­ma­sı söz ko­nu­su” ifa­de­le­ri­ni kul­lan­dı.

 

SAYİME BAŞÇI / SÖZCÜ

 

 

‘Trafik var!’ deyiminin ‘yol tıkalı’ anlamına geldiğini biliyor musunuz?

Alternatif su kaynakları nelerdir?

ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ?

Günlük yaşantımızda ve gelişen olaylar çerçevesinde duygularımızı kontrol edemediğimiz anlarda öfke patlamaları yaşadığımız bir gerçektir.
Maçlarda hata yaptığını sandığımız hakeme.!
Trafik ışıklarına yaklaşırken biranda önümüze geçen magandalara.!
Kaldırımları, cadde ve sokakları tükürük hokkasına çevirenlere.!
Televizyon haberlerinin büyük bir bölümünü kapsayan ve gazetelerimizin 3.sayfalarını işgal eden öfkesini yenememiş vatandaşlarımız gerçekleştirdiği kadına şiddeti ! Evladını oklava ile katleden anneyi ! Uyuşturucu parası vermediği için ailesini döven evladı ! ve benzeri haberleri hep beraber izleyip üzülüyoruz.
Doktorlarımıza yapılan darpları, Öğretmenlerine saldıran öğrencileri buraya misafir olarak alıp yapanları böbürlendirmek istemedim.
Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız? ” diye tekrar sormuş.

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”
“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “ Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin.

Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.”
Öfkelenince bağırırız çünkü o konu üzerine çözümsüz, aciz, yetersiz, güvensiz, kalmışızdır. Hepsinden önemlisi de haksız durumdayız. Karşımızdaki kişiyi susturmak, sindirmek, ve üste çıkmak içindir bu çabalar. Sesini yükselterek konuşmak, tartışmak haklı olduğumuz anlamına gelmez. Aynı zamanda bağırmak suçu bastırmaktır. Kendinden emin, kendine güvenen insanın tarzı değildir bağırmak
Öfkenin başlangıcı çılgınlık, sonu pişmanlıktır. (Thomas Carlyle )

Kullanılmayan Ev Sayısı, Evsiz İnsan Sayısından Daha Fazla

Boğaziçi Üniversitesi, Aptullah Kuran anma etkinlikleri kapsamında İngiliz coğrafyacı, antropolog, siyasal iktisatçı ve aktivist David Harvey’i konuk etti. Harvey, 27 Mart 2014, Perşembe günü Boğaziçi Üniversitesi Albert LongHall’de Tarih Bölümü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen konferansta ‘Kapitalist Kentleşmenin Çelişkileri’ başlıklı bir konuşma yaptı. Burada Sermayenin karlılığı için dikilen dev binaların ve üretilen kentsel mekânların sonunda kapitalist kentlerde atıl hale gelen mekânların çokluğuna da dikkat çeken Harvey, “Kapitalist kentlerde artık kullanılmayan ev sayısı, evsiz insan sayısından daha fazla” diye konuştu.
Sayısız makaleye ve birçok dile çevrilen kitaplara imza atan Harvey’nin konferansı büyük ilgi gördü. Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Gülay Barbarosoğlu’nun sunuş konuşmasıyla başlayan konferansta David Harvey kapitalist şehirlerin sosyal yaşamında yaşanan çelişkileri Marksist kuram çerçevesinde ortaya koydu.
KAPITALIST KENTLERDE MEGA BINALAR SERMAYENIN KARLILIĞINI SAĞLIYOR
Kentlerde yapılaşmanın sermaye birikimin devamlılığı açısından kilit bir role sahip olduğunun altını çizen Harvey, “Endüstriyel üretim karşılaştığı aşırı-birikim krizlerini aşmak yolunda inşaat yapmak üzerinden geçici çözümler üretilmiştir, üretilmeye devam etmektedir. Kentlerde yeni büyük binaların inşa edilerek sermayenin karlılığını devamlı kılacak yeni bir ortamın oluşturulması sağlanmaya çalışılıyor. Sermaye sürekli hareket etme, akış içerisinde olma eğilimindedir, çünkü alım gücü yoksa değer yaratılamaz. Böylece kapitalist toplumlarda kentsel mekân sermaye için yeniden ve yeniden üretilen bir meta halini almıştır. Büyük ölçekli inşaat yapmak hoşa gidiyor. İş gökdelenleri, AVM’ler ve mega projeler yapılıyor ve bunun üzerinden borçlanılarak finansman sağlanıyor. Bu sektör üzerinden büyük paralar kazanılıyor” dedi.
EVSIZ INSANDAN ÇOK ATIL DURAN EV VAR
Sermayenin karlılığı için dikilen dev binaların ve üretilen kentsel mekânların sonunda kapitalist kentlerde atıl hale gelen mekânların çokluğuna da dikkat çeken Harvey, “Marksist kuramın daha birinci sayfasına dönecek olursak, kapitalist düzenin en büyük çelişkilerinden biriyle karşılaşıyoruz. Bir ürünün kullanım değerinin, değişim değerine dönüşmesi. Kentlerde ev ya da yaşam alanlarının artık kullanım değeri değil değişim değeri var. Bu nedenle yatırım amaçlı alınıp atıl bekletilen mekân sayısı büyük boyutlara ulaşmış durumda. O kadar ki kapitalist kentlerde artık kullanılmayan ev sayısı, evsiz insan sayısından daha fazla” diye konuştu.
KENTLERIN BILEŞIK BÜYÜME HIZI KORKUTUCU BIR TABLO ORTAYA KOYUYOR
Sermayenin diretmesi doğrultusunda kentlerin inanılmaz bir hızla büyüdüğüne dikkat çeken David Harvey, doğru politikalar üretilerek bunun önüne geçilmesi gerektiğini söyledi. Aksi takdirde büyük tehlikelerin ortaya çıkabileceği konusunda uyarıda bulunan Harvey, “70’lerin kentleri ile bugünün kentlerini karşılaştırıldığı zaman aslında önümüzde duran tehlike açıkça ortada. Aynı bileşik hızla devam edecek bir büyümeyle 50 yıl sonra nasıl bir tabloyla karşı karşıya kalacağımızı düşününce, bugün kapitalist kentleşme hızının önüne geçmemiz gerektiğini net bir şekilde görebiliriz. Bir an önce yeni stratejiler oluşturulup, önlemler alınmalı. Birkaç yıl kullanılmayan evlerin devlet malı haline gelmesi bile düşünülebilir” dedi.
ZENGIN DAHA ZENGIN, FAKIR DAHA FAKIR HALE GELIYOR
Kapitalist kentlerde gelir adaletsizliğinin de çarpıcı boyutlara ulaştığını da ifade eden David Harvey, “Artık para fiziksel boyutunu yitirdi. Hem miktar hem mekân olarak sınırsız bir hal almış durumda. Üretmeden para kazanan sermaye sahipleri aynı zamanda kentlerin yapılanması hakkında kararları veriyor. New York’ta yüzde 1’lik bir kesimin yıllık geliri 3,5 milyar dolarken, halkın yüzde 50’si yıllık 30 bin dolar kazanıyor. Ve bu çoğunluk şehirle ilgili kararlara neredeyse hiç dahil olamıyor. Bu şekilde yaşanabilir kentler oluşturmak çok zor” diye konuştu.
SOSYAL MEDYA DA BIZIM YARATTIĞIMIZ DEĞER
İş gücünün değerinin artık hiç denecek kadar az olduğunun da altını çizen David Harvey, yeni zenginler yaratan sosyal medya sitelerini buna örnek olarak gösterdi. Sosyal medyada içerik yaratanın da üretimi sağlayanın da halk olduğunun altını çizen Harvey, “Ve bizler bunu gönüllü olarak yani bir karşılık değeri olmadan yapıyoruz. Ortaya çıkan ürün ise yaratıcılarına milyar dolarlar kazandırıyor. Değeri yaratan biziz, sermaye başka bir yere akıyor” dedi.

Hürriyet

Mülakata Çağırılmanızı Engelleyen 10 Ölümcül CV Hatası!

Özgeçmiş sizin yeni fırsatlara açılan tek kapınız. Eğer yüksek yerlerde tanıdıklarınız yoksa, çoğu zaman bir işe yerleşme maceranız 2 sayfalık bir WORD dökümanından geçiyor. Kim bu kapının eski, boyası akmış, kolları tutmayan bir şekilde gözükmesini ister? Cevap veriyoruz: Kimse. Derdinizi ve isteğinizi 2 dakikada anlatmaya uğraştığınız özgeçmişinizde yapmamanız gereken 10 ölümcül hatayı sıraladık, bakalım kendi özgeçmişinizde bunlardan birini bulacak mısınız?
• Yazım Hataları: Bu bizce en ölümcül hatalardan biri, hatta en önemlisi. CV’sinde yazım hatası yapmış, gerekli bağlaçları ayırmamış, devrik cümle kurmuş, anlatım hatası yapmış bir aday, özgeçmişi inceleyende kesinlikle çok olumsuz bir intiba bırakıyor. “Bir önce ki görevim üretim planlama şefliğiydi” ile “Bir önceki görevim Üretim Planlama Şefliği’ydi” arasındaki farkı eğer anlamıyorsanız kesinlikle profesyonel bir destek almalısınız. Zira, hatasız bir Türkçe ile yazılmış özgeçmiş olmazsa olmaz.
• Doküman Formatı Sıkıntısı: Bu da sıklıkla yapılan hatalardan. Bir özgeçmişin her bilgisayarda en temel özelliklerde bile olsa mutlaka açılır olması gerekiyor. Kimse sizin özgemişinizi görüntüleyecek diye sistemini veya programını güncellemek zorunda kalmamalı. Mesela MS Office 2013 ile hazırlanan ve o formatta kaydedilen bir CV, MS Office 2003 ile açılmaz. Açılsa bile muhtemelen tanıyamazsınız. Dolayısıyla kaydederken en temel Office formatında kaydedin (ki bu .DOC uzantısı oluyor). PDF olarak göndermek te bir opsiyon, ancak halen PDF açıcı bir yazılımın yüklü olmadığı bilgisayarlar bildiğimiz için, siz garantiye alın ve .DOC formatıyla gönderin.
• Önyazınızın Olmaması: Ön Yazı sadece kariyer.net’in hayatımıza soktuğu bir şey değil. Ön yazı sizin bir veya iki paragrafta meramınızı anlatmanız için harika bir fırsatı. Çok özet ama herşeyi kapsayan, çok vurucu bir ön yazı hazırlayın ve özgeçmişin içine gömün. Ayrı bir dosya olarak göndermeyin. Özgeçmişi açan kişi ilk başta ön yazınızı görsün, CV’niz gerekiyorsa ikinci sayfadan başlasın. Ön yazı candır, etkili yazılmış bir ön yazı kişinin özgeçmişinize olumlu olarak bakmasının en büyük adımlarındandır. Eğer ön yazınız yoksa, bu büyük hatadan derhal vazgeçin.
• Resim, Resim, Resim: Resim bir CV’de en düzgün olması gereken şeylerden biri. Formal bir kıyafetle, güler yüzlü ve samimi bir resim hiç dikkat çekmez. Hatta cümleyi şöyle kuralım, en iyi resim IK’cının dikkatini en çekmeyen resimdir. Eğer özgeçmişi inceleyen kişi resminizle fazla zaman geçirmiyorsa, o resim görevini yapmış demektir.
• Maile CV’yi Eklemeyi Unutmak: Bu belki çok ölümcül değil ama kim ikinci bir mail atıp, “Dosyayı eklemeyi unutmuşum” demek ister ki? O yüzden, maili yazdıktan sonra gönder’e basmadan mutlaka kontrol edin, dosyayı eklediniz mi? Gerekiyorsa kendinize bir deneme maili gönderin. Daha CV bile incelenmeden ‘saf’ pozisyonuna düşmek istemeyiz değil mi?
• Her Şirkete Aynı Özgeçmişle Başvurmak: Bu tek başına ayrı bir yazıyı hakeden en ölümcül hatalardan. Bırakın her şirkete aynı özgeçmişle başvurmayı, her pozisyona bile ayrı özgeçmişle başvurulmalı. Sonuçta siz tecrübelerinizin oluşturduğu bir yetenek yumağısınız değil mi, her ipiniz ayrı bir yetkinlik. Dolayısıyla Satış Şefi ile Kanal Geliştirme Yöneticisi ilanına aynı özgeçmişle başvurmayın. Geçmişinizde ikisinin de tecrübesi varsa, ilgili tecrübeleri ön plana çıkartacak bir özgeçmiş hazırlayın. Başvurduğunuz şirket ve pozisyon projelere, yenilikçiliğe önem veriyorsa geçmişte yaptığınız projeleri ön plana çıkartacak bir özgeçmiş hazırlayın. Her pozisyon için oturup özel bir özgeçmiş hazırlayın.
• Dünyanın En Kompleks CV’sini Hazırlamak: Teknolojiyle hayatımıza giren bir olgu var artık: sadelik. Hatta bunun ‘less is more’ gibi harika bir mottosu da var. CV kesinlikle kompleks olmamalı, kişi özgeçmişinize bakarken gözleri fır fır dönmemeli, başı ağrımamalı, istediği bilgileri bulmakta zorlanmamalı. Aynı kısımların formatları aynı olmalı. Tüm başlıklar mesela Verdana fontuyla ve 13 BOLD puntoyla hazırlanmalı. Tüm açıklama yazıları ise yine Verdana fontuyla ama bu sefer 11 normal puntoyla hazırlanmalı, gibi. Tek font, tek format, basit içerik.
• Garip Dosya İsimleri Kullanmak: ÖzgeçmişimSonGüncel2014.doc gibi, Untitled.doc gibi, DOC02.doc gibi hiçbir şey anlatmayan dosya isimleri kullanmak da en kötü hatalardan biri. Özgeçmiş dosyanızın ismi basit ve açıklayıcı olmalı. İsim Soyisim ve yanına CV veya Özgeçmiş yazmak gayet yeterli. OsmanDertsizOzgecmis.doc gibi mesela. Türkçe karakter kullanmamaya dikkat edin, muhtemelen bir şey olmaz ama yine de riske girmemek en mantıklısı.
• Özgeçmişi Gereksiz Bilgilerle Donatmak: Referanslar buna dahil. ‘Referanslarım’ şeklinde bir başlığın bile olması şaşırtıcı. Eğer ihtiyaçları varsa zaten sizden referans talep ederler. O değerli alana kendinizi çok daha iyi anlatacak başka şeyler ekleyebilirsiniz. Açıkçası, HOBİLERİM kısmı da artık yavaş yavaş yok olması gereken kısımlardan biri. Sizi tanımak isteyen kişiye mülakatta anlatırsınız boş zamanlarınızda nelerle uğraştığınızı. CV, o şirkete o poziyonda başladığınızda neyi farklı yapacağınızı hissettirmeniz gereken bir şey, sosyal bir mecra değil.
• Uygun Olmayan Bir E-Mail Adresi Kullanmak: Bunu buraya yazmak istemezdik, ama kötü haber: ne yazık ki halen osmandertsiz89__@hotmail.comgibi e-mail adreslerinden özgeçmiş gönderen arkadaşlarımız var. Eğri oturup doğru konuşalım, Age of Empires server’ına yönetici aramıyoruz, profesyonel bir çalışan arıyoruz. Bir zahmet isim soyisim kombinasyonunuzun olduğu basit, sırıtmayan ve kolay algılanabilir bir e-mail alın kendinize.
Eğer bu 10 maddeden herhangi biri sizin CV’nizde yer almıyorsa tebrikler! Elle tutulur bir özgeçmişiniz var demektir. Ama şunu unutmayın, özgeçmiş hali hazırda bir kağıt parçası, asıl önemli olan içini tecrübelerinizle nasıl doldurabildiğiniz. Eğer özgeçmişinizde başarılı bir şeyler anlatmıyorsanız IK’cılar tarafından seçilme ihtimaliniz biraz düşük. Yani, bu yukarıdaki maddeler işin estetiği, asıl önemli olan işin hikayesi.

Teknopark İstanbul’un Güneş Enerjisi Formsolar’dan

İstanbul’da, Sabiha Gökçen Havalimanı’na bitişik bir noktada yüksek katma değer oluşturması amacıyla kurulan Teknopark İstanbul’un merkez binasının güneşten elektrik üreten sistemleri, Formsolar tarafından projelendirildi ve kurulumu yapıldı.
TEP (İleri Teknoloji Endüstri Parkı ve Havaalanı Projesi), Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından İstanbul’un Anadolu yakasında kurulan ve endüstriyel destek, araştırma-geliştirme, bilim ve teknoloji, içerikli bir proje olan Teknopark İstanbul Merkez Binası enerji ihtiyacının bir kısmı güneşten elektrik üreten Sharp marka güneş panelleri ile sağlanıyor. Toplam kurulu gücü 46 kW olan proje Eylül ayı içerisinde tamamlandı.
Proje’de toplam gücü 8.000 ve 12.000 w olan 4 adet Fronius marka inverter ve çatı üzerine monte edilen panel gücü 240 wp olan 190 adet Sharp marka güneş paneli kullanıldı.
Projeyle ilgili bir değerlendirme yapan Form Temiz Enerji Genel Müdürü Enis Behar, “ Ülkemizin ileri teknoloji ihtiyaçlarının milli kaynaklardan karşılanabilmesi gibi önemli bir amacı olan TeknoPark projesinde firma olarak yer almak çok gurur verici. Ülkemiz güneş enerjisi bakımından çok avantajlı bir ülke. Teknopark İstanbul projesinin çıkış amacı gibi bizde bu sahip olduğumuz doğal enerji kaynağımızı en iyi şekilde kullanarak enerjide dışa bağımlılığımızı mümkün olduğunca azaltmalı güneş enerjisi yatırımlarını geç kalmadan yapmalıyız. 2014 yılının ise bu yatırımı yapmak için en uygun dönem olduğuna inanıyorum“ dedi.
AKILLI BİNAM

DEPREM HASAR SAPTAMA

Son zamanlarda meydana gelen büyük depremlerin ardından gerek konunun uzmanlarının gerekse yapı sahiplerinin deprem sonrası meydana gelebilecek hasarların tespiti sırasında aşağıdaki detaylar oldukça önem kazanmıştır. Hem yapı sahiplerinin hem de yetkili kişilerin hasar tespit sırasında kendi kendine soracağı sorular aşağıda sıralanmaktadır.
1) Gözle yapılan tespitler ve anında alınması gereken önlemler, yapının boşaltılması ya da bazı bölümlerinin askıya alınması
2) Taşıyıcı ve taşıyıcı olmayan elemanların üzerindeki her türlü hasarın fotoğraf ya da kroki olarak kağıda geçirilmesi, çatlakların genişliği ve yerlerinin ölçülmesi ve işaretlenmesi, bunların yerlerinin daha sonra karışmaması için numaralandırılması yararlıdır.
3) Düşey elemanlardaki kalıcı yatay ötelemeler ve düşeyden sapmaların ölçülmesi, yatay elemanlardaki düzeçten uzaklaşmalar ve düşey deformasyon ve sehimlerin ölçülmesi
4) Yapı elemanlarının boyutlarının projesinde öngörülenden farklı yapılmış olması durumunda gerçek kesit ve boyutların ölçülerek belirlenmesi
5) Yapıdan malzeme örnekleri alınarak bunların dayanım ve gerilim birim deformasyon özelliklerinin belirlenmesi
6) Gerektiğinde betonarme yapılarda donatıların üstündeki beton örtü kaldırılarak donatım yeri, çap ve miktarının belirlenmesi
7) Yapının deprem ya da hasar öncesi durumu hakkında bilgi toplanması, özellikle hangi koşullarda yapıldığı, daha önce deprem etkisinde kalıp kalmadığı, önceki hasar, onarım ve değişiklikler belirlenmelidir.
8) Yapının dinamik özelliklerinin, doğal periyot ve sönüm oranı, ölçülmesi, yapı elemanlarına statik yükleme deneylerinin yapılması
9) Yapı çevresindeki zeminin özelliklerinin saptanması, bunun için gereken sondaj, ölçme ve benzeri işlerin yapılması
10) Yakın çevrede benzer yapıların karşılaştırma amacıyla incelenmesi
Kaynak:Nejat Bayülke’nin ‘Depremlerde Hasar Gören Yapıların Onarım ve Güçlendirilmesi adlı’ kitabından alınmıştır

Türkiye Kuraklığın Pençesinde!

Kuraklık tehditi yaşayan Türkiye’de, önemli bir araştırmanın sonuçları yayınlandı. Türkiye genelinde yıllık toplam su tüketiminin yaklaşık üç Büyükçekmece gölüne denk geldiği ifade edildi. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği tarafından hazırlanan “Türkiye’de Suyun Durumu ve Su Yönetiminde Yeni Yaklaşımlar: Çevresel Perspektif” raporu gelecek dönemde oluşacak riskleri gözler önüne serdi.
SU KITLIĞI SINIRINDA!

Rapora göre Türkiye’nin su ihtiyacı 25 yılda 3 kat artacak. En çarpıcı bulgularından biri ise Türkiye’nin 25 su havzasından üçünün; Marmara, Küçük Menderes ve Asi’nin su fakiri; Meriç-Ergene Havzası’nın ise su kıtlığı sınırına gelmiş olması.

“Türkiye’de Suyun Durumu ve Su Yönetiminde Yeni Yaklaşımlar: Çevresel Perspektif” raporu Doğa Koruma Merkezi, Yaşama Dair Vakıf uzmanlarının çalışması ve Birleşmiş Milletler Gıda Tarım Örgütü’nün katkılarıyla hazırlandı.

KİŞİ BAŞINA DÜŞEN SU MİKTARINDA AZALMA!
Türkiye’de 73 milyon nüfus dikkate alındığında yıllık kişi başına düşen su miktarı yaklaşık 1.519 m3 iken, 2030 yılında nüfusun 85 milyon olacağı varsayımından, kişi başına düşen yıllık su miktarının 1.120 m3’e düşeceği öngörülüyor.

Rapora göre, kullanılabilen su kaynakları potansiyeli azalırken, Türkiye’nin su tüketim ihtiyacının önümüzdeki 25 yılda 3 kat artacağı belirtiliyor.
SU HAVZALARI ALARM VERİYOR!
Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası iklim değişikliğinin etkilerinin en şiddetli hissedileceği yerlerden biri olduğu vurgulanıyor. Türkiye’deki 25 su havzasından üçünün; Marmara, Küçük Menderes ve Asi’nin su fakiri; Meriç-Ergene Havzası’nın ise su kıtlığı sınırına geldiği ifade ediliyor.

Hazırlanan çalışmada yakın gelecekte Seyhan ve Fırat-Dicle havzalarının da iklim değişikliğinden olumsuz etkileneceği belirtiliyor.
Rapor, Türkiye genelinde yıllık ortalama yağış miktarının 643 mm ile 800 mm olan dünya ortalamasının altında kaldığını ortaya koyarken, suyun yüzde 11’inin sanayide, yüzde 15’inin evlerde,yüzde 74’ünün tarımda kullanıldığına dikkat çekiliyor.

“1.3 MİLYON HEKTAR SULAK ALANI KAYBETTİK”
İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği Başkanı Galya Frayman Molinas; “Raporda, dünyada ve Türkiye’de suyun durumu, suyla ilgili genel eğilimler ve su yönetiminin yasal, kurumsal ve idari boyutu ortaya koyuldu. Bu raporun, Türkiye ve bölge için çok iyi bir işbirliği ortamı ve geleceğe dönük deneyim paylaşımı örneği olarak yerini almasını umuyoruz” dedi.
Toplantıda, raporla ilgili teknik detayları paylaşan Doğa Koruma Merkezi Genel Müdürü Dr. Uğur Zeydanlı ise şu bilgileri verdi: “Raporu, bir ekosistem içerisindeki tüm unsurları dikkate alarak hazırladık. Son elli yıl boyunca birçok sulak alan çeşitli nedenlerle kurumuş olması, ülkemize önemli düzeyde ekonomik ve sosyal kayıplara neden oldu. Bu dönemde Türkiye’de 1.3 milyon hektar sulak alanı geri dönülemez bir şekilde kaybettik. Bu raporu, su konusunda bir yol haritası olarak hazırladık, umuyorum ülkemizin su geleceği konusunda en iyi şekilde hizmet eder.”

Vatan

Akkuyu, Japon Belgeseline Konu Oldu

Japonlar, Türk halkının nükleer santrale bakışını merak etti. Akkuyu santrali, Japon devlet televizyonunun konusu oldu.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre, Türkiye’de nükleer santral inşa etmeye hazırlanan Japonya’nın devlet televizyonu, bir belgesel çekerek Türk halkının nükleer enerjiye bakışını ele aldı.
Japon devlet televizyonu NHK, Mersin’in Gülnar ilçesi Büyükeceli beldesinde 20 milyar dolara yapılması planlanan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ni (NGS) konu alan ‘NHK Special’ isimli bir belgesel çekti. Mayıs-Haziran 2014’te yayınlanacak belgeselin Türkiye çekimleri, Akkuyu NGS’nin hayata geçirileceği Büyükeceli’de yapıldı. NHK Türkiye Temsilcisi Aki Yasuo Kankılıç, program prodüktörü Yoshito Uematsu, kameraman Shigeyuki Matsukı ve ses uzmanı Shinji Sako’dan oluşan ekibin çekimlerinde Akkuyu NGS Devlet ve Halkla İlişkiler Genel Müdürü Tahir Agayev, Akkuyu NGS PR Bölüm Başkanı Vasiliy Korelskiy ve Akkuyu NGS Büyükeceli Bilgilendirme Merkezi Müdürü Eyüp Lütfi Sarıcı da hazır bulundu. Sipahili köy kahvesinde başlayan çekimlere, yöre halkı büyük ilgi gösterdi. Gelişmekte olan ülkelerin enerjilerini nasıl karşıladığını ve gelecek için nasıl hazırlık yaptıklarını anlatmak için belgeseli hazırladıklarını ifade eden Aki Yasuo Kankılıç, şunları söyledi:
“Türkiye, nükleer enerji ile enerji açığını kapatmaya hazırlanıyor. Başta Japonlar olmak üzere dünya ülkeleri Türkiye ile yakından ilgileniyor. Biz de belgeselimize konu etmek istedik. Daha önce Brezilya başta olmak üzere gelişmekte olan dünya ülkelerinin enerji kaynaklarını belgeselimize konu ettik. Japonlar da Türkiye’de bir nükleer santral yapmaya hazırlanıyor. Bu doğrultuda bu belgesel çekimi oldukça önemli. Bu belgeselle birlikte Japonlar sadece Türkiye’nin enerjisini nasıl karşıladığını değil Türk halkının nükleer santrallere nasıl baktığını da öğrenmiş olacak.”

yapi.com.tr