Monthly Archives: Temmuz 2014

Ekogazete’nin Temmuz-2014 sayısı

ekogazete

Bu sayımız çok yüklü.  Sekiz yazı var.  Örneğin, şunlar:  “Türk halkı ekolojiyi nasıl algılıyor?”  “Lokantalarda bize ne yediriyorlar?”  “Halkın katılımı olmadan kentler yeşillenmez!”  “Organik beslenmenin üstünlüğü kanıtlandı.”  “Saldığımız sera gazlarını izleyip hesap soracaklar.”  “Bisiklet treni diye bir ulaşım türü var.”  “Kiliseler Konseyi çevrecilik yolunda bir adım attı.”  “Helsinki otomobilsiz bir kent olmaya hazırlanıyor.”  Buyurun, okuyun!

TÜRK HALKI EKOLOJİYİ NASIL ALGILIYOR?

84 ülkede şubesi olan dev bir pazar araştırma şirketi (IPSOS) geniş kapsamlı bir çalışma yürütmüş.  20 ülkede 16.000 anket gerçekleştirmiş.  Bu ülkelerin arasında Türkiye de var.  Çalışmanın amacı halkların değişik konulardaki eğilimlerini saptamak ve bulguları politikacıların, devlet kurumlarının ve şirketlerin dikkatine sunmak.  İncelenmiş konular 25 adet.  Bunlar reklamcılıktan sosyal medyaya, dini inançlardan bilime, mutluluktan sağlığa uzanıyor.  Biri de çevre ve ekoloji.  (Araştırmanın bütün sonuçlarına şu adrese tıklayarak ulaşabilirsiniz.  Yalnızca ekolojiyle ilgili sonuçları görmek isterseniz buraya tıklamanız yeterli.).

Ancak bir uyarı söz konusu.  Anket internet yoluyla yürütülmüş.  Yani sonuçlar yalnızca…

View original post 2.050 kelime daha

Şirketlerdeki en büyük problem: Takımsızlık

Mitokondrim

Birçok firmayla konuştuğumuzda yaşanan en büyük sıkıntının “takım” olarak hareket edilememesi olduğunu görüyorum. Firmalar öyle ya da böyle bir hedef oluşturuyorlar -ki bunların ne kadar sağlıksız olduğu ile ilgili ayrıca bir yazı paylaşıyor olacağım- ve bu hedef doğrultusunda tüm şirketin buna odaklanmasını istiyorlar. Haklılar. Zira takım olamamak şirketlere hem zaman hem de para kaybettiriyor. Doğa bile herşeyin grupça yapılması gerektiğinin altını çiziyor.
Örnek: marabuntalar. Kendilerinin diğer adı Güney Amerika karıncaları, küçücük olmalarına rağmen binlercesi birlik olup kocaman avları avlıyor ve yaşamlarını sürdürüyorlar. Bir belgeseli ekibinize izletmenizi tavsiye ederim.

Peki, biz insanlar neden bu düzene karşı gelmeye başladık? Bugüne kadar bu tarz problemlerle karşılaşmayan kuruluşlar için ne değişti de artık insan kaynaklarındaki fragmantasyondan rahatsızlık duyuyorlar?

Yaşıyor olduğumuz devre; Dijital Devrim deniyor fakat ben Kişisel Devrim diyorum. Dijitalleşme, “kişiselleşme” için kullanıyor olduğumuz bir araç sadece. Etrafınıza bir bakın, Instagram’da size verilen mesaj “iyi bir fotoğrafçı olabileceğiniz”, WordPress’te “iyi bir köşe yazarı olabileceğiniz”…

View original post 152 kelime daha

Nasıl Steve Jobs Olunur?

selinyetimoglu.com

50031110410110198Steve’den dersler:

  • Bir işle meşgul olun. Kollarınızı sıvayıp hemen işe koyulun.
  • Zor kararlarla kafa kafaya çarpışın. Jobs bazı zor kararlar almak zorundadır ama durumu tam karşıdan cephe alarak karşılar.
  • Duygusal olmayın. Şirketinizin sorunlarını sakin ve berrak bir kafayla değerlendirin.
  • Kararlı olun. Kolay olmamış olabilir ama Jobs Apple’a geri dönüp şirketi etkili bir şekilde yeniden organize etmeye başladığında kararlı ve adaletliydi. Ne yapması gerektiğini biliyordu.
  • Tahmin etmeyin, bilgi alın. Şirketi kapsamlı bir şekilde etüt edin ve kararlarınızı sezgilere değil verilere dayandırın. Bu sert ama adaletlidir.
  • Dışarıdan yardım alın. Bütün yükü tek başınıza omuzlamayın. Jobs şirketin yardımını ister ve elde eder. Müdürler herhangi bir kesinti ya da kısıntı yükünün omuzlanmasına yardım ederler.
  • Odaklanmak “hayır” demektir. Jobs Apple’ın sınırlı kaynaklarını şirketin iyi yapabildiği az sayıda projelere odaklar.
  • Piksel piksel tasarımlar yapın. Ayrıntılara inin. Jobs en küçük ayrıntılara dikkat ediyordu. Siz de öyle yapmalısınız.
  • Basitleştirin. Basitleştirmek, gereksiz şeyleri çıkarıp atmak demektir.
  • Osborne Etkisi’nden kaçının…

View original post 205 kelime daha

Görev Tanımınız nedir?

Mitokondrim

Kapitalist dünyanın getirdiği birçok şeyi bir yana bırakalım, hayatımızdaki en büyük değişikliği “az kaynak, çok çıktı” dediklerinde yaptı. Bu yaklaşımla beraber kariyer sitelerinde bahsedilen görev tanımı da yalancı bir söylem haline geldi. Zaten bir tanımda “esnek saatler”den bahsediliyorsa anlamak gerek ki o işin biteceği yok.

Geçtiğimiz günlerde, sohbetlerimizde geçen konu; görev tanımıydı. Bir iş günü içerisinde, size söylenen görev tanımının çok dışında olan kaç tane işi yapıyorsunuz? Ya da görevinizin tam olarak ne olduğunu kaç kez sorguluyorsunuz?

Tüm bunlara cevap verirken öncelikle bulunduğunuz firmadaki asli amacınızın ne olduğunu anlamanız gerekir. Bu amaç ikiye ayrılacaktır; kişisel amaç ve kurumsal amaç. Kişisel amaç, çalışmak için mi yaşıyorsunuz yoksa yaşamak için mi çalışıyorsunuz’un cevabına göre değişecektir. Fakat, kurumsal amaç üstlerinizin büyük resmi size gösterdiği kadarıyla şekillenecektir. İkisinin de ortak buluştuğu bir nokta yok ise yaptığınız çoğu iş size angarya gelecek ve motivasyonunuz düşecektir.

Kapitalistler, az kaynak, çok çıktı derken bir yandan da efektif…

View original post 207 kelime daha

İş Analizi

CEREN BANDIRMA

İnsan kaynakları yönetiminin birçok süreci iş analizi ile ilişkilidir. İş Analizi, çalışan tarafından yapılan  iş için gerekli olan görevlerin, bilgi, beceri ve eylemlerin tanımlandığı bir süreçtir. Bu nedenle iş analizi çalışmaları, kurumların belirledikleri vizyon, misyon ve stratejilere ulaşmalarında kritik rol oynayan bir çalışmadır.

Sadece iş analizi çalışması için söylemiyorum bana göre bir insan kaynakları çalışanı ofiste sınırlı kalmamalı, sahada çalışmalar yapmalıdır.  Kurumun diğer bölümlerine de gidip yerinde süreçleri ve problemleri öğrenmelidir. Pozisyon tanımını, çalışma şartlarını, sorumluluklarını ve yetkilerini öğrenebilmek, o pozisyonun diğer birimlerle bağlantısını öğrenmek, iş süreçlerine hakim olabilmek için gözlem yapmalı ve doğru sorular sormalıdır.

Bu nedenle iş analizi çalışması yapacaksanız araştırmacı ve sorgulayıcı olmalı, süreçlere bütünsel bakış açısıyla yaklaşmalısınız. Yapılan işleri öğrenmek için 5N,1K kuralından sorular üretebilir, bununla beraber süreçlerde yaşanan problemleri öğrenebilmek ya da süreçleri iyileştirmek amacıyla çeşitli sorular oluşturabilirsiniz.

İş analizinde birçok yöntem kullanılmaktadır. Bunlar; gözlem yöntemi, anket yöntemi, görüşme yöntemi ve karma yöntemdir. Bu yöntemleri ayrı…

View original post 232 kelime daha

HAYALLERİMİN ÖTESİNDE, AKLIMIN BİR KÖŞESİNDE ROMANYA – 2. Bölüm Köstence

Durma Gez

??????????????????????

14.10.2013 Pazartesi

Köstence’nin yaldızları dökülmüş

Önceki günün yorgunluğunu atmış olarak sabah erkenden uyandım. Bugün rotamda Köstence vardı, ancak gece Bükreş’te kalmayıp trenle Temeşvar’a geçeceğim için otelden çıkışımı yaptım. Gece yolculuğu sayesinde hem vakitten hem nakitten kazanmayı planlamıştım.

Tren istasyonuna gitmek üzere Unirii Meydanı’ndan 1 numaralı metroya bindim, ancak pazartesi sabahı olduğu için metro aşırı yoğundu. Üstüme doğru gelen insan selinde bavulu çekeleyerek peronlara inmek kolay olmadı; bir süre birkaç trenin dolup gitmesini, kalabalığın seyrekleşmesini bekledim.

View original post 2.258 kelime daha

Günümüzde Pazarlama Stratejileri

DijitalPaNO

Günümüzde pazarlamada yeni yaklaşımlar Yeni Pazarlama Stratejileri

Pazarlama ne yazık ki ülkemizde hala çok da hakkı verilen bir alan değil. Hani bazı meslekler vardır, şıp diye ne iş yaptığı herkes tarafından anlaşılır;

View original post 919 kelime daha

Çok Geç Diye Bir Zaman Yoktur

10491065_10152534780415956_80365717245528097_n

Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra “Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz” dedi… Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki,yumuşak bir el omzuma dokundu… Döndüm… Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu… “Ben Rose” dedi.. “Benim adım Rose, yakışıklı… 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?..” Güldüm… “Tabii” dedim… “Hadi sarıl bana…” Öyle sımsıkı sarıldı ki… “Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin” diye şaka yaptım.. Minik bir kahkaha ile yanıtladı:

View original post 425 kelime daha

Kira Geliri Evin Değerinin % 5 inin altında olamıyor….

fatosaltintas

Kira geliri elde edenlerin; “Evi düşük bir kiraya, çok yakın bir arkadaşıma kiraladım” diyebilme şansları yok.

Aynı şekilde;

“Evi halama, teyzeme, dayıma ya da amcama bedelsiz kiraladım” diyebilmeleri de mümkün değil.

“Bu da nereden çıktı?” diyenler, Gelir Vergisi Kanunu’nun 73. maddesini açıp okusunlar.

EMLAK  VERGİSİ DEĞERİ ÖNEMLİ

Gelir Vergisi Kanunu’nun “Emsal Kira Bedeli” başlıklı 73. maddesine göre, kiraya verilen

gayrimenkuller için beyanı zorunlu en az kira “emsal kira bedeli”dir.

Kiraya verilen gayrimenkullerin örneğin ev veya dükkanların, kira bedelleri emsal kira bedelinden düşük olamıyor.

Emsal kira bedeli ise, kiraya verilen gayrimenkulün emlak vergisi değerinin yüzde 5’idir.

ÖRNEK-1: Remzi Bey’in İstanbul Maltepe’de, emlak vergisi değeri 280 bin lira olan bir evi vardır. Bu evinde, yıllar önce kocası vefat eden “Halası” bedelsiz yani kira ödemeden oturmaktadır.

Bu durumda Remzi Bey kira almadığı bu evi için “emsal kira bedeli esası”na göre, en az 14 bin lira kira geliri beyan etmek zorunda.

ÖRNEK-2: Bedriye Teyze…

View original post 585 kelime daha

Yaşam Kalitesi İçin Yönetim Kalitesi

 

Cumhuriyet tarihine baktığımızda en önemli uğraşımız nüfusu ve ekonomisi hızla büyüyen bir ülkenin ihtiyaçlarına yetişmek olduğunu görüyoruz.

Daha çok okul, daha çok hastane, daha çok yol, daha çok enerji… Öncelikle hep nicelikler peşinde koşmuşuz. Oysa, “çağdaş uygarlık seviyesine” ulaşma hedefi sadece “niceliği” değil, aynı zamanda “niteliği”, yani “kaliteyi” tanımlıyor. Bir başka deyişle çağdaş uygarlık düzeyi, özel sektör açısından birer tüketici ve kamu sektörü açısından birer yurttaş olarak insanların kendilerine sunulan ürün ve hizmetlerden tatmin olmasına, mutluluğuna bağlıdır.

“Kalite” kavramı aslında insanın her geçen gün daha iyisini istemesini, insan zihninde bir sıçramayı ifade ediyor: Örtünmekten giyinmeye, tıkınmaktan yemek yemeye, barınmaktan, hoş bir mekanda yaşamaya, dolanmaktan seyahat etmeye geçişi ifade ediyor.

Türkiye’de, ilk kez KalDer kuruluşlara yaşamın içinden “Kaliteyi kontrol etmeyin, üretin!” mesajını verdi. “Yaşamın içinden” diyorum, çünkü bunu soyut kuramsal bir önerme olarak değil, uluslararası uygulamaların, yaşanan deneylerin, somut uygulama alanlarının ışığında, pratik kazanımlarıyla birlikte ortaya koydu. KalDer, kaliteyi bir belge edinme yarışı olmaktan çıkarıp, yaşanması gereken bir yönetim anlayışı seviyesine taşıdı.

Toplam Kalite Yönetiminin yalnızca ticari kuruluşların rekabet gücünü değil, bütün bir toplumun yaşam kalitesini yükseltmek için gerekli olduğu gerçeğinden yola çıkarak Ulusal Kalite Hareketi başlatıldı. Artık Toplam Kalite Yönetimi, salt daha yüksek verimlilik, daha fazla rekabet gücü için başvurulan bir yönetim tekniği değil, kamu kuruluşları, belediyeler, hastaneler, sivil toplum kuruluşları dahil, Türkiye’de insanların yaşamını etkileyen her türlü kuruluşun benimsemesi gereken bir yaşam felsefesi olarak gittikçe yaygınlık kazanıyor.

Nitekim, yönetim biçiminde gerçekleştirilen bu dönüşümler, bilgi, beceri ve deneyime yapılan yatırım kuruluşlara büyük kazanımlarla geri dönüyor. Toplam Kalite Yönetimi konusunda başarılı uygulamalar ülke sınırını aşıyor. Türk kuruluşları Avrupa Kalite Ödüllerinde büyük başarılar kazandılar. En önemlisi bu başarının tesadüfi olmadığı, üst üste kazanılan ödüllerle kanıtlandı.

Ulusal Kalite Hareketi ile kalite çalışmaları çok öncü aşamalarda olan, ama bu konuda kararlı kuruluşlarda Mükemmellik Modeli’nin uygulamaya girmesini hedefledi. Ulusal Kalite Hareketi, toplumun her kesimine Toplam Kalite Yönetimi ile ilgili somut örnekler ulaştıran, TKY’nin her alanda uygulanabildiğinin bir kanıtıdır: Ulusal Kalite Hareketi’nin en önemli kazanımı, ülkemizde güçlü ve eski bir geleneğe sahip olan, bu nedenle değişimlere kapalı olması beklenebilecek devlet yapısının, kamu yönetimini de Toplam Kalite Yönetimini benimsemeye başlaması oldu. Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye’de ilk kez bir bakanlığın bir sivil toplum hareketine katılımını örneğini vererek Ulusal Kalite Hareketi’nin İyi Niyet Bildirgesi’ni imzaladı. Bugün Çalışma Bakanlığı’ndan, Adliyelerden, Emniyet Müdürlüklerine, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden Yerel Yönetimlere, üniversitelerden hastanelere çok geniş bir alana yayılan kamuda TKY uygulamaları ülkemizin kazanımlarının en somut ifadesidir. TKY felsefesinin, Kamu Reformu tasarılarının temelini oluşturmuş olması, kalite camiasına önümüzdeki değişim sürecinin de entelektüel liderliği konusunda sorumluluklar yüklüyor.

 

Ülkelerin rekabet gücü ve refah düzeyi ile ilgili olarak yapılan çalışmalar şu gerçeği ortaya koyuyor: Zenginliğin ve başarının formülü finans kaynaklarının yaratıcılığa, teknolojiye ve eğitime yönlendirilmesi ve Toplam Kalite kültürünün toplumun her kesimi tarafından benimsenerek uygulanmasından geçiyor. Aslında, Ulusal Kalite Hareketi toplumsal zenginliğe ve başarıya ulaşmamızı sağlayacak formülü hayata geçirme çabasıdır. Her bir katılımla, her bir eğitimle ülkemizi ileriye taşıyan bir çaba.

Ancak, toplum olarak yaşam kalitemizi artırma sürecinde daha çok yolumuz olduğunun da bilincinde olmalıyız. Yaşam kalitemizi artırmak için toplumdaki her kurumun yönetim kalitesini artırmalı, kaynaklarımızı verimli kullanmalı ve her konuda uluslararası karşılaştırmalarda başarılı olabilecek yenilikçilik ve yaratıcılığı göstermeliyiz. Önümüzdeki yıllarda da bu anlayışı hayata geçirerek topluma örnek olacak kişi ve kurumlara destek vermek hepimizin görevidir.

Bugün, ülkemiz siyasal ve sosyal bir reform süreciyle karşı karşıya. Eski çalışma ve yönetim biçimlerini gözden geçirerek her alanda yenilenmeye, yeniden yapılanmaya açılan bir kavşak noktasındayız. Bu noktada, kuruluşları verimli çalışan, kurumlara güven katsayısı yüksek, etik değerleri rehber edinmiş, temiz bir topluma götürecek yola girersek, ülke olarak hak ettiğimiz, uluslararası topluluğun saygın, müreffeh ve güçlü bir üyesi konumuna gelebileceğiz.

Gerek ürün ve hizmetlerin tüketicisi kimliğiyle, gerekse yurttaş kimliğiyle bireyin mutluluğu ve toplam yaşam kalitesinin yükselmesi özel sektörün, gönüllü kuruluşların ve kamu yönetiminin böyle bir anlayışla hareket etmesine bağlıdır. KalDer kalite anlayışının bir teknikler dizisi değil, bir yaşam felsefesi olduğunu örnekleriyle ortaya koyarak toplumsal değişimi tetikliyor. Kalite camiası, Türkiye’nin zorlukları aşma, kendini yeniden ve daha güçlü olarak var etme çabalarında yer alarak, giderek daha etkin bir rol oynamalıdır. Bunu sağlamanın en önemli adımı ise iyi örneklerin yanısıra, düşünce kalitesini geliştirmek ve içerik üretimine ağırlık vermektir.

 

Kaynak: http://www.kobitek.com