Category Archives: Çalışma hayatı

Ortalama İşe Alım Süresi Uzuyor!

The New York Times yazarı Catherina Rampell’in ünlü insan kaynakları sitesi Glassdoor ile yaptığı ortaklaşa bir araştırmaya göre, 2009′da 13 gün süren ortalama işe alım süreci, bugün itibariyle 23 güne çıkmış durumda. İşten işe ve sektörden sektöre farklılık gösterse de, mülakattan işe alıma kadar geçen bu süreyi azaltabilmeyi başarabilmiş herhangi bir şirket veya sektör yok.

İşte araştırmadan bir kaç örnek:

•Turizm ve Hizmet sektörü 2009′da ortalama bir işe alımı 7 günde tamamlarken, şu anda ortalamada 12 güne çıkmış durumda.

•Mimarlık, İnşaat ve Ajans işe alımları 2009′da 13 günde tamamlanırken, şu anda neredeyse tam 1 ay sürüyor.

Peki bunun etkileri neler? Catherina Rampell’e göre hem işveren hem de aday, uzayan iş mülakatlarından zararlı çıkıyor. Şirket için bu bir maliyet demek çünkü insan kaynakları bu işe normalden daha fazla zaman ayırıyor, bu da maliyetleri artırıyor. İş arayan adaylar için ise bu psikolojik olarak daha uzun bir belirsizliği doğuruyor.

Peki neden bu süreçler uzadı? Eskiden daha kısa sürede tamamlanabilirken, işe alım süreci şu an neden neredeyse iki kat daha uzun sürüyor. Rampell’in iki teorisi var:

1.Şirketler daha detaycı ve istekli olmaya başladılar. Eskiden daha hızlı alım yaparlarken artık bir iş için istedikleri yetkinlikleri taşıyan çalışan bulmaları gittikçe zorlaşıyor çünkü bir çalışana normalden çok daha fazla iş yaptırmak istiyorlar.

2.Şirketler artık daha detaylı çalışıyorlar ve daha az hata yapmak istiyorlar. Dolayısıyla gerçekten istedikleri eleman mülakata gelene kadar pozisyonu doldurmakta acele etmiyorlar.

 

“Bu yazı http://www.banaisbul.com ‘dan alınmıştır”

 

İş İlanlarında Düşüş Var!

 

Haberin başlığının olabildiğince iç karartıcı olduğunu biliyoruz ancak az da olsa içinizi rahatlatacak bir eklememiz var, bu araştırma İngiltere’de yapılmış. KPMG firmasının yaptığı son araştırmaya göre, Nisan ve Mayıs ayları, İngiltere’de son 1 yılın en düşük iş ilanının yayınlandığı aylar. Avrupa’nın ekonomik kırılganlığı son hız devam ederken ve tüm veriler olumsuz giderken bir de bu data gösteriyor ki, Avrupa ekonomisinin üzerindeki kara bulutlar dağılmaya pek niyetli değiller. Bizim de en çok ithalat/ihracat yaptığımız kıta olan Avrupa kıtasındaki bu güncel ekonomik durum ister istemez Türkiye’yi de etkiliyor. Yani ‘olay İngiltere’de geçiyormuş, boşver!’ deme lüksüne pek sahip değiliz.

KPMG’nin uzmanı Kevin Green ekliyor: “Datalardaki bu sonuçlar ve piyasalardaki bu durgunluk, şirketlerin yeni pozisyonlar açması için bir süre daha beklemelerini sağlıyor, dolayısıyla iş değiştirmek isteyen çalışanların bir süre daha aynı pozisyonda durmalarında yarar var.”

 

“Bu yazı http://www.banaisbul.com ‘dan alınmıştır”

Çalışanların Mutluluğu Mideden Geçiyor!

 

 

Amerikan yemek sipariş sitesi Seamless’in yaptığı son araştırmaya göre, ofis ortamındaki ikramlar, beş çayları, kekler, pizzalar, topluca yenen öğle yemekleri ve meyveler, yani çalışanın midesine giden her şey, çalışanları şirkete bağlamanın ve onlara mutlu bir iş ortamı sağlamanın en sağlam yollarından biri.

1.255 tam zamanlı çalışan tarafından yapılan anketin detay sonuçları şöyle:

•Ankete katılanların %57′si bu tür ikramların çalışanları daha değerli hissettirdiğini söylüyor.

•Ankete katılanların %50′si bu tür ikramların kendilerini şirkete daha çok bağladığını itiraf ediyor.

•Ankete katılanların %50′si ortaklaşa yenen yemeklerin çalışan bağlılığını daha da arttırdığını savunuyor.

•Ankete katılanların %41′i, eğer şu anki şirketi bu tür ikramları bolca yapıyorsa, bu tür ikramları yapmayan başka bir şirketin teklifini kabul etmekte zorlanacaklarını söylüyor.

Anketin başka bir bulgusu da, yemek ve atıştırmalık ikramlarının şirketlerdeki çalışan motivasyonunun en sağlam 2. kaynağı olduğu. Hatta yemek ve atıştırmalık ikramları spor salonu ve yoga üyeliğinden bile daha önde geliyor.

Öte yandan, çalışanlarına bu tür yemek – atıştırmalık – içecek molaları veren şirketlerin sayısı da gün geçtikçe artıyor. 2013′te bu oran %5 iken, şu anda %11′e kadar çıkmış durumda.

Banaisbul

Çalışma Hayatında Önemli Değişiklikler Olacak

 

Ekonomi yönetiminin hazırladığı yasa taslağı kabul edilirse, Türkiye’de çalışma hayatı alt üst olacak. Maliye, Hazine ve Çalışma Bakanlığı’nın birlikte hazırladığı taslak, kamu ve özel tüm iş yerlerinde asıl işlerde ‘taşeron’ işçi çalıştırmanın önünü açıyor. İş Kanunu’nun ikinci maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, patronlar asıl işlerini de ‘taşeron işçilere’ yaptırabilecek. Böylece fabrikada, hastanede, medya sektöründe ‘taşeron’ işçi, doktor, hemşire, gazeteci çalıştırmak mümkün hale gelebilecek. Ekonomi yönetiminin kamudaki taşeron sorununu çözmek üzere hazırladığı yasa taslağı, hem kamu hem özel sektör çalışanlarını üzecek. Kamudaki taşeron işçilerin kıdem tazminatı, yıllık izin, fazla mesai gibi sıkıntılarını çözmek üzere hazırlandığı duyurulan yasa taslağının aslında tüm çalışma hayatını etkileyecek değişiklikler içerdiği anlaşıldı. hurriyet.com.tr’den Aysel Alp’in haberine göre; Başbakan Yardımcısı Ali Babacan Başkanlığında yapılan ve Maliye Bakanı, Çalışma Bakanı ile ilgili bürokratların katıldığı Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda son şekli verildi. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, hem kamu hem de özel sektörde daha çok istismarın engellenmesine yönelik bir düzenleme yaptıklarını belirtmekle birlikte, İş Kanunu ikinci maddedeki değişikliklerin kamu ve özel sektörde taşeronun önünü açtığı ileri sürüldü. Taslağın 5.maddesi, Mevcut İş Kanunu’nun 2.maddesinin 8,9 ve 10.fıkralarını değiştirilmesini öngörüyor. Mevcut İş Kanunu’nun 2.maddesi ‘tanımlar’ başlığını taşıyor ve 7.fıkrası da taşeron yani ‘alt işverenlik’ ilişkisini düzenliyor. Bir şirketin, iş yerinde ‘taşeron işçi’ çalıştırabilmesi için üç şart yani ‘işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirmesi’ aranıyor. PATRONA ‘BU SENİN İŞÇİN, KADRONA AL’ DENEMEYECEK İşte taslak, bu fıkradan sonra gelen üç fıkranın değiştirilmesini öngörüyor. Mevcut 8.fıkra, bir patronun yasaya aykırı olarak asıl işini, taşeron işçiye yaptırdığının ortaya çıkması halinde o işçiyi kadrosuna almakla yükümlü kılıyor. PARASINI ÖDE, TAŞERON ÇALIŞTIR

Oysa taslak, bu hükmü değiştiriyor ve Yedinci fıkra hükümlerine aykırı olarak alt işverene iş verilmesi veya asıl işveren işçilerinin hakları kısıtlanmak suretiyle alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi hallerinde alt işverenin işçilerine ödenecek ücret ve diğer sosyal haklar asıl işverenin emsal işçisine ödenen ücret ve sosyal haklardan daha az olamaz deniliyor. Yani yasaya aykırı olarak taşeron çalıştıran işveren, asıl işçinin maaşı kadar ücret ödemesi halinde taşeron çalıştırmaya devam edebilecek. TEKSTİL FABRİKASINDA, TAŞERON TEKSTİLCİ Bu yasa taslağı, bakanlar kurulu tarafından imzalanıp, Meclis’e gönderilirse ve orada da kabul edilirse, bir tekstil fabrikasında, kadrolu tekstil işçilerinin yanında taşeron tekstil işçileri de çalıştırılabilecek. Bunun tek şartı maaş ve sosyal hakların aynı olması olacak. Böylece Türkiye’de otomotiv, tekstil, çimento, inşaat, kimya, metal, makine yani akla gelen tüm sektörlerde patronlar, mevcut işçilerinin yanında aynı işi yapan ‘taşeron işçiler’ çalıştırabilecek. Ya da asıl işin tamamı bir taşeron firmaya verilebilecek. MADENCİ, DOKTOR, MÜHENDİS HERKES TAŞERON OLUR

Yıllardır kamu ve özel sektörde çalışan taşeron işçilerle ilgili yüzlerce davaya bakan, bu konuda yayınlanmış tebliğleri bulunan ve sendikalara da hukuki danışmanlık yapan Avukat Dr. Murat Özveri, 14 maddelik yasa taslağının çalışma hayatında ‘sil baştan’ değişiklikler içerdiğine dikkat çekerek, özellikle 5. maddenin işçiler açısından büyük sıkıntı yaratacağını ileri sürdü. Patronların, yıllardır ‘taşeron çalıştırma’ şartlarının değiştirilerek, asıl işlerin de taşerona verilmesi talepleri olduğunu anımsatan Özveri, bu maddeyle patronların taleplerinin yerine getirildiğini söyledi. Özveri, Bu hüküm yasalaşırsa, bir iş yerinde patron, asıl işçinin maaşını vererek sonsuza kadar taşeron işçi çalıştırabilecek. Yani emsal ücreti ödediği sürece taşeron çalıştırabilecek. Örneğin, asıl işi kömür çıkarmak olan patron, madende taşeron maden işçisi çalıştırabilecek. Hangi şartla, kendi işçisinin maaşını ödemek şartıyla. Bu düzenleme sadece özel sektörü de ilgilendirmiyor. Kamuda da devlet asıl işini, taşerona yaptırabilecek. Örneğin, bir hastane, asıl işi hasta bakmak. Yani hemşire, doktor, röntgenciyi taşeron olarak şuanda çalıştıramaz. Ama bu düzenleme çıktıktan sonra kendi kadrolu doktorunun ücretini ödemek şartıyla taşeron doktor da hemşire de röntgenci de çalıştırabilecek dedi. AMACIMIZ, TAŞERONUN ÖNÜNÜ KESMEK Çalışma Bakanlığı bürokratları ise hazırlanan taslağın taşeronu yaygınlaştırmak değil, önünü kesmek olduğunu belirterek, 5.maddedeki düzenlemenin özelde de ‘taşeron’ çalıştırmayı ortadan kaldıracağını savundular. Bakanlık yetkilileri, Bir patron aynı maaşı verdikten sonra asıl işini neden taşerona versin ki? Kendi işletmesinde tek söz sahibi olacakken, maliyeti düşük olmayan taşeron firmayı oraya niye soksun diye sordular.

 

Bigpara

Bilginin Değeri

Bir fabrikada imalat hattındaki çok önemli ana makinelerden biri arızalanınca fabrikadaki tüm üretim de durdu. Mevcut teknisyenler makineyi çalıştırmak için uğraştılar, ancak bir türlü başaramadılar. Sonunda dışarıdan bir uzman çağırdılar. Uzman gelip makineyi inceledi. Duruma baktı. Sonra çantasından bir çekiş çıkardı. Elinde çekiçle makineye yaklaştı. Makinenin belli bir noktasına elindeki çekiçle dikkatlice sert bir vuruş yaptı. Makine hemen çalışmaya başladı ve hiçbir arıza olmamış gibi devam etti. Fabrika tekrar çalışmaya başladı. Uzman fabrikadan ayrıldıktan iki gün sonra faturasını gönderdi: ‘Hizmet bedeli karşılığı 100 USD”. Fabrika müdürü faturaya çok kızdı. Tepesi attı. Bir çekiç darbesi için yüz doları çok buldu. Uzmandan ayrıntılı fatura göndermesini istedi. Uzmandan bir gün sonra aşağıdaki detaylı fatura geldi.

Makineye çekiçle vurma bedeli…………………..1 dolar
Nereye vuracağını bilme bedeli…………………..99 dolar
Toplam……………………………………………100 dolar”

Bir CEO’nun Ücreti, Yeni Mezun 13 Çalışana Denk

Danışmanlık şirketi Towers Watson’ın araştırmasına göre Türkiye’de CEO veya tepe yöneticilerin aldığı ücret, üniversiteden yeni mezun olan çalışanların 13 kat üzerinde. Avrupa’da bu fark 4 ila 6 kat arasında değişiyor.
Türkiye’de yeni mezun çalışanların ücreti orta kademe yöneticilerin arasında 2,9 kat bulunuyor. Onu 2,7 ile Birleşik Krallık, 2,6 ile İtalya, 2,1 ile Fransa, 1,9 ile Almanya, 1,7 ile İsviçre ve Norveç takip ediyor.
Towers Watson’ın araştırması her ülkedeki vergi yükümlülüklerini ve yaşam maliyetlerini de temel alarak çalışanların maaşlarının alım güçleri arasındaki farklılıkları da ortaya koyuyor. Verilere göre bir yeni mezun ile orta seviye bir profesyonelin alım güçleri arasındaki fark Türkiye’de 2,8. Bu rakam Fransa’da 2, Birleşik Krallık’ta 1,9, Almanya’da 1,7, İsviçre’de 1,6.

Towers Watson Ücret Araştırmaları Yöneticisi Kerem Tuzlacı, şirketlerin orta ve uzun vadeli hedeflerinin hayata geçirilmesi adına önemi bulunan tepe yöneticileri çekmek ve elde tutmak için tek baz ücrete bağlı sonuçlara varılmaması gerektiğini belirtiyor ve “Söz konusu hedeflerle uyumlu farklı ödül ve yetenek yönetimi programlarının uygulamaya geçirilmesi önem taşıyor. Bu bağlamda, ülkemizde yönetim kurullarının gündeminde üst düzey yöneticilerin toplam ödül paketlerinin yeniden yapılandırılması ve uzun vadeli teşvik planlarının kurgulanmasının ilk sıralarda yer almaya başladığını görüyoruz.” diyor.

Sözcü

Türkiye’de Mühendis İşsizliği

Türkiye için de kapitalizmin krizleriyle
işsizlik dalgası paralel işlemektedir.
“1994, 1998, 2000 ve 2001 krizleri işsizlik oranını önemli
miktarda artırmıştır. Krizler sonrasında en çok işsizlikle
karşı karşıya kalan kesim ise eğitimli işgücü, yani mühendisler,
mimarlar, bankacılar ve tasarımcılar olmuştur”
diyen Ahmet Alpay Dikmen, işsizlik artışının bu kesim
arasında rekabeti kızıştırdığına, bu rekabetin de yalnızca
ucuz işgücü bağlamında değil aynı zamanda yaratıcı etkinliğe
dayalı olduğuna dikkat çekmektedir. Böylece küçük ve
orta ölçekli firmalar batarken, ucuza çok nitelikli emeği
çalıştırma olanağına sahip olan sınırlı sayıda firmanın iş
göçü sürecine de dahil olduğunu “küresel kapitalizme
damgasını vuran ilkel birikim süreciyle” açıklamaktadır:
“Üstelik faaliyet alanı yükseltimine giden firmalar
bir yandan daha ileri teknoloji üretim olanaklarını
seçerek, diğer yandan da fabrikalarını ucuz işgücü
merkezi ülkelere ‘uçurarak’ ülkedeki işsizlik artışını
tetikleyici yönde etki sağlamıştır.” (Makina, İş, Kapitalizm
ve İnsan, s. 274)
Türkiye’de son 10 yıllık dönemde inşaat sektörü, sıcak
para, cari açık ve özelleştirmelere dayalı bir ekonomi
modeli uygulanırken, 2008-2009 krizinin ardından yine
bir ekonomik baskının oluştuğu döneme girilmiş bulunmaktadır.
Türkiye Kalkınma Bankası’ndan Kıdemli
Uzman İktisatçı Ali Eşiyok, OECD teknoloji sınıflandırması
ve TÜİK veri tabanından yaptığı hesaplamalarla
Türkiye’nin düşük teknolojili sektörlerde varlık gösterebildiğini,
yüksek teknolojili sektörlerin hiçbir kategorisinde
rekabet gücü gösteremediğini ortaya koyarken,
şu sarmala dikkat çekiyor:
“Türkiye’nin 30 yıllık deneyiminden de izleneceği
üzere düşük ücret-düşük teknoloji ve düşük verimlilik
düzeyine dayalı bir rekabet gücü politikası artan
dış ticaret ve cari açıklarla sonuçlanmakta, üretimin
ve ihracatın giderek daha fazla ithalata bağımlı olduğu
görülmektedir.” (Cumhuriyet Gazetesi Bilim ve
Teknik Dergisi-24 Mayıs 2013)
Planlamanın rafa kaldırıldığı bu dönemde istihdama
ilişkin öngörüleri de iktidar gündeminden çıkarmıştır.
İktidarın hazırladığı 10. Kalkınma Planı’na bu açıdan
baktığımızda; mühendis sözcüğünün raporda yalnızca
bir kez inşaat alanıyla ilgili olarak “İnşaat, Mühendis

lik-Mimarlık, Teknik Müşavirlik ve Müteahhitlik Hizmetleri”
başlığında geçtiğini; “ara eleman”, “tekniker”,
“teknisyen” ya da “teknik personel” kelimelerinin ise
hiç kullanılmadığını tespit ettik. Net, ayırıcı ifadeler
yerine “nitelikli işgücü/insan gücü” ifadeleriyle istihdam
sorunu geçiştirilmekte, 9. Kalkınma Planı’nda yer
verilen mesleki eğitim konusu da göz ardı edilmektedir.
8. Kalkınma Planı’nda yer alan teknik personel arzı ve
ihtiyacına ilişkin veri ve tahminlere 9. Kalkınma Planı’nda
olduğu gibi 10. Kalkınma Planı’nda da hiç yer
verilmemektedir.
Oysa beyaz yakalılar için istihdam sorunu giderek ağırlaşmaktadır.
EMO tarafından gerçekleştirilen Ocak 2010
tarihli “Küresel Krizin Etkileri: EMO Üyelerinin İstihdamı
Araştırması”nda, EMO üyeleri arasında işsizlik
oranı yüzde 10 bulunmuştur. EMO’ya kayıtlılık oranı
ve işsiz mühendislerin EMO’ya kayıt yaptırmama durumu
da dikkate alındığında daha da yüksek olabileceği
belirtilen bu rakamın Türkiye İstatistik Kurumu’nun
(TÜİK) o dönem için açıkladığı yüksek okul mezunları
arasındaki yüzde 10.5-11.5 olan işsizlik verisine yakınlığı
da dikkat çekmiştir. Raporda bu durum, “Yüksekokul
mezunları arasında iş bulma olanağı daha yüksek olarak
değerlendirilen elektrik, elektronik, elektrik-elektronik,
elektronik haberleşme, bilgisayar ve biyomedikal mühendislerinden
yalnızca EMO’ya kayıtlı olanlar için
işsizlik oranının TÜİK’in yüksekokul mezunları için
belirlediği işsizlik oranına paralel olması ülkemizdeki
genel işsizlik tablosu açısından ayrıca düşündürücüdür”
biçiminde değerlendirilmiştir.
TÜİK de son 3 yıldır yılsonlarında mesleki alanlara ayrıştırılmış
işsizlik verisi açıklamaya başlamıştır. Buna
göre “mühendislik ve işleri” kapsamında krizin etkisiyle
2009 yılında yüzde 11.9’a kadar yükselmiş olan işsizlik
oranı 2010 yılında yüzde 10.5’e, 2011’de yüzde 9.7’ye,
2012’de yüzde 8.6’ya düşmüştür. Ancak bu verileri değerlendirirken
işgücüne katılım oranlarını da dikkate
alırsak 2009 yılında işgücüne katılımın yüzde 84.3’de
kaldığı, dolayısıyla zaten iş bulamayacağını düşünen
bir kesimin işgücü arzından çekildiği anlaşılmaktadır.
Mühendislerin işgücü arzına katılımı 2010 yılında yüzde
86.6’ya, 2011 yılında yüzde 88.2’ye çıkarken, 2012’de
yüzde 86.5 ile 2010 yılı düzeyine düşmüştür.
Haziran 2013 Hanehalkı İşgücü Anketi’ne göre Türkiye’de
genel işsizlik oranı yüzde 8.8 olarak açıklanmıştır.
Mühendislerdeki yüzde 8.6 olan 2012 yılı işsizlik
oranının genel işsizlik oranına paralelliği can yakıcı
işsizlik sorununu mühendislerin de artık aynı ölçüde
yaşamakta olduğuna işaret etmektedir. Belki bu veri
de mühendislerin işçileşen profillerinin bir yansıması
olarak değerlendirilmelidir.
TMMOB’nin 2006 yılında yaptırdığı Profil Araştırması
verilerine göre o dönemde işsizlik oranının yüzde 3.6 gibi
oldukça düşük düzeyde bulunduğu dikkate alındığında
da son 10 yıllık dönemde işsizlik sarmalının mühendisleri
oldukça derinden etkilediği anlaşılmaktadır.

EMO Basın

Çalışan Deneyimi Unsurları

Utkan Blog

Çalışan deneyimi konusunda yazmam için takipçilerimden bir talep almıştım; üzerinden maalesef bayağı bir süre geçti. Bu konuya ancak bugün değinebiliyorum.

Çalışan deneyimi kuşkusuz ki müşteri deneyimine önem veren kuruluşlarda kritik önem taşıyan bir konudur. Çünkü bazı araştırmalar göstermektedir ki; mutlu çalışan ile mutlu müşteri arasında yüksek bir korelasyon ilişkisi vardır. Bunu bağlılıkta da gözlemlemek mümkündür.

Çalışan deneyimine etki eden önemli unsurlar şöyledir:

– Açık iletişim ve diyalog: Özellikle de genç işgücü sosyal medyada ya da yüzyüze daha fazla açık iletişim beklemektedir. Sadece iletişim değil, iletişim sonucunda aksiyon da gözlemlemek istemektedirler. “Neden” sorularına cevap aramaktadırlar. Organizasyonlar kendi kaygı ve paranoyalarının bu iletişimin önüne geçmesine izin vermemeliler.

– Lider kalitesi: Kişiler öncelikli olarak liderleri için çalışır, liderin vizyonerliği, yöneticiliği ve uzmanlığı ekibini motive eder ve işine bağlar. Lider seçim ve gelişimi çalışan deneyimi açısından çok önemlidir.

– Çalışan kalitesi ve uyumu: Çalışanlar yanyana çalıştıları kişilerin belli enaz yetkinlik kriterlerine sahip olmasını ararlar. Pozisyonunu hak etmeyen ve diğer…

View original post 200 kelime daha

PROFESYONEL ACENTE NASIL OLUR?

Masa Başı Çalışanlar Dikkat