Category Archives: Finans

TÜBİTAK Destekleri

KOBİLINE KOBİ DESTEK MERKEZİ

tubitak
TÜBİTAK destekleri Ar-Ge Projelere dayandığı için öncelikle bunu açalım; Ar-Ge sadece dünyada ya da Türkiye’de hiç üretilmeyen bir ürünü ilk kez geliştirmek değildir. Komşu firmanızda üretilen bir ürünün firmanızda ilk defa üretilebilmesi için gerçekleştirilen çalışmalar da aynı zamanda bir Ar-Ge’dir ve TÜBİTAK tarafından desteklenebilmektedir.

TÜBİTAK, KOBİ’lerin mevcut ürünlerini geliştirebilmeleri, yeni ürün üretebilmeleri, katma değer yaratan (fiyat, kalite, mukavemet, kullanım kolaylığı vs.) çalışmaların gerçekleştirebilmeleri için 400.000 YTL ye kadar geri ödemesiz ‘hibe’ desteği sağlamaktadır. Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı (TEYDEB), teknolojinin toplumsal faydaya dönüşme sürecini hızlandırmak amacıyla, ülkemiz özel sektör kuruluşlarının araştırma-teknoloji geliştirme ve yenilik faaliyetlerini desteklemek amacıyla kurulmuştur. Böylelikle, ülkemiz kuruluşlarının araştırma-teknoloji geliştirme yeteneğinin, yenilikçilik kültürünün ve rekabet gücünün arttırılması hedeflenmektedir. TEYDEB, bahsedilen hedefler doğrultusunda, destek programları tasarlamakta ve yürütmektedir.

Ulusal fon mekanizmalarının ana kaynağı TÜBİTAK destekleridir. TÜBİTAK destekleri 4 ana grupta özetlenebilir:

1) Sanayi Ar-Ge Proje Destekleri

2) Akademik Ar-Ge Destekleri

3) Kamu Kurumları Araştırma ve Geliştirme Projelerini…

View original post 61 kelime daha

Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranları, Mart 2013

Aylık en yüksek reel getiri Borsa İstanbul (BIST) 100 Endeksi’nde gerçekleşti

En yüksek reel getiri, 2013 Mart ayında, Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE) ile indirgendiğinde %4,74, Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise %4,90 oranlarıyla BIST 100 Endeksi’nde gerçekleşti.

ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından Amerikan Doları %1,20 oranında yatırımcısına reel getiri sağladı. Buna karşılık, Euro %1,84, külçe altın %1,35 ve mevduat faizi %0,35 oranında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde ise Amerikan Doları %1,35 oranında yatırımcısına reel getiri sağlarken, Euro %1,69, külçe altın %1,20 ve mevduat faizi %0,20 oranında yatırımcısına kaybettirdi.

BIST 100 Endeksi, üç aylık değerlendirmede; ÜFE ile indirgendiğinde %7,01, TÜFE ile indirgendiğinde ise %4,79 oranlarıyla yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken, külçe altın, ÜFE ile indirgendiğinde %4,76, TÜFE ile indirgendiğinde ise %6,73 oranında en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Altı aylık değerlendirmeye göre BIST 100 Endeksi; ÜFE ile indirgendiğinde %19,81, TÜFE ile indirgendiğinde ise %16,17 oranında yatırımcısına en yüksek kazancı sağladı. Aynı dönemde külçe altın, ÜFE ile indirgendiğinde %10,10, TÜFE ile indirgendiğinde ise %12,83 oranında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Yıllık değerlendirmede en yüksek reel getiri BIST 100 Endeksi’nde gerçekleşti

Finansal yatırım araçları, yıllık olarak değerlendirildiğinde; BIST 100 Endeksi, ÜFE ile indirgendiğinde %32,43, TÜFE ile indirgendiğinde ise %26,27 oranında yatırımcısına en fazla reel getiriyi sağladı. Diğer taraftan, külçe altın, ÜFE ile indirgendiğinde %5,93, TÜFE ile indirgendiğinde ise %10,31 oranında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Finansal Yatırım Araçlarının Aylık Reel Getirileri (%), Mart 2013
(Aylık Reel Getiri Oranı)

2012 Yılı Finansal Piyasalar Raporu

Ekonomik görünümün kısa vadeli risklerin azalmasıyla birlikte göreli bir iyileşme arz ettiği bir döneme girilmiştir; bununla birlikte, orta vadede, düşük büyüme, yüksek işsizlik ve kamu maliyesi kırılganlıkları gibi küresel riskler devam etmektedir.
ABD ve AB’de alınan tedbirler, 2012 yılının son çeyreğinden itibaren finansal piyasa koşullarında iyileşmeye yardımcı olurken, gelişmekte olan ekonomilerin güçlü ekonomik aktivitelerini sürdürmeleri, küresel ekonomik aktivitenin nispi bir toparlanma arz etmesini sağlamıştır. Ancak, orta vadede, düşük büyüme, yüksek işsizlik ve kamu maliyesi kırılganlıkları gibi küresel riskler devam etmektedir. Bununla birlikte gelişmiş ekonomilerdeki mali konsolidasyon gerekliliğinin sürdüğü ve bu hususun büyüme ile dengelenmesi sorununun yapısal nitelik kazandığı bir döneme girilmiştir. Bu çerçevede gelişmiş ekonomilerdeki temel kırılganlıklar ve bu alanlara yönelik yapısal tedbir gereksinimleri halen geçerliliğini korumaktadır. Parasal genişleme ve finansal piyasalar üzerindeki baskıların azalmasıyla birlikte, sınır ötesi bankacılık faaliyetleri artmıştır. Bu kapsamda, ABD ve AB kaynaklı parasal genişlemenin, küresel sermaye hareketleri üzerindeki kısa ve orta vadeli etkilerinin izlenmesi ve gelişmekte olan ekonomilerin şu ana kadar başarıyla yürüttükleri makro finansal çerçevenin orta vadeli bir bakışla sürdürülmesi gerekmektedir.
Türkiye’de makro ihtiyatlılık çerçevesinde uygulanan politikalar, 2012 yılında makro büyüklüklerin sürdürülebilir bir dengeye ulaşmasını sağlamıştır.
Mali disiplini ve yurtiçi tasarrufları artırmaya yönelik tedbirler, esnek para politikası duruşu ile güçlü kredi talebini sınırlayan uygulamalar sayesinde finansal istikrar güçlenmiştir. İç talebi azaltan tedbirler sonucunda iç talep ve dış talep arasındaki dengeleme net ihracatın büyümeye olan katkısını arttırmıştır. Yıllık büyüme hızı ile küresel büyüme ortalaması arasındaki ayrışma azalmıştır. Mevsimsellikten arındırılmış üretim ve kapasite göstergelerinin seyri, reel kesim ve tüketici kesiminin iyileşen beklentileri 2013 yılında bir önceki yıla göre daha güçlü iç talep oluşacağını göstermektedir. Ayrıca, küresel risklerin devam etmesi, kısa vadeli sermaye akımları, reel kur düzeyindeki yukarı yönlü eğilim, güçlü rezervlere rağmen, makro ihtiyatlılığın 2013’te de devam etmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede, 2013 yılı için Orta Vadeli Program’da öngörülen %4’lük büyüme hedefine ulaşırken iç talebin göreli öneminin artacak olması, kredi genişlemesinde ihtiyatlılık yaklaşımına olan ihtiyacı artırmaktadır. Uzun dönemde cari açık ile bireysel krediler arasındaki pozitif yönlü ilişki, kredi politikalarında 2013 yılı için seçici yaklaşımlar benimsenmesinin daha doğru bir politika tercihi olacağına işaret etmektedir.
Finansal sektörün aktif büyümesi ve örgütsel genişlemesi sürerken finansal ürünlerin çeşitliliği artmış, yasal düzenlemeler piyasa koşullarına göre iyileştirilmiştir.
Küresel piyasalarda toparlanma süreci devam ederken, iyi performans sergileyen ve büyüme potansiyeli olan finans sektörüne yabancı sermayenin ilgisi devam etmiştir. Finansal sektörde örgütsel genişleme ve istihdam artışı devam ederken, teknolojik altyapının iyileştirilmesi ve operatörlerin finansal kurumlarla uyumlu çözümler sunması müşteri ağının genişlemesini desteklemiştir. Piyasa koşullarına ve oluşan taleplere uygun olarak yeni finansal araçların ihraç edilmesine olanak sağlanması, piyasalara derinlik kazandırmıştır. SPK tarafından yapılan yeni düzenlemelerin yurtiçi borçlanma piyasalarını özendirmesi, yabancı kurumsal yatırımcıların ilgisini artırması beklenmektedir.
Bankacılık sektörü krediler ile büyürken, mevduat dışı kaynakların payı artmaktadır.
Bankacılık sektörünün toplam aktifleri 2012 yılsonunda 1,4 trilyon TL’ye ulaşmıştır. Krediler en önemli plasman kalemi olma özelliğini geçtiğimiz yılda da koruyarak, %16,4 artmıştır. Kredilerdeki büyümenin finansal istikrarı bozucu bir hal almaması için paydaşlarla yakın işbirliği önümüzdeki dönemde de devam ettirilecektir. Merkez Bankasının para politikaları ve altın ve döviz olarak tutma imkânlarının artırılması zorunlu karşılıkları önemli bir aktif kalemi haline getirmiştir. Bankaların kaynak yapısını çeşitlendirme yönündeki politikaları mevduat dışı kaynakların pasifler içindeki payını artırmıştır. Söz konusu çabalar vade yapısının uzatılmasına ve operasyonel maliyetlerin yönetilmesine olumlu etkide bulunmaktadır. Bilanço dışı işlemlerde 2012 yılında görece ılımlı bir büyüme yaşanmıştır. Cayılabilir kredi taahhütleri bilanço dışı işlemlerdeki artışın temel belirleyicisi konumundadır.
Net faiz gelirlerindeki artış dönem kârını artırmıştır.
Bankacılık sektörü 2012 yılını 23,6 milyar TL kâr ile tamamlamıştır. Net faiz gelirleri kârlılığın temel kaynağı olup 52,3 milyar TL düzeyinde gerçekleşmiştir. Faiz oranlarındaki gerilemenin mevduat faizlerine kısmi de olsa yansıması sektörün faiz giderlerini sınırlandırarak kâr üzerinde olumlu etkide bulunmuştur. Bankaların faiz dışı gelirlerinin istikrarlı bir artış içinde olması ve operasyonel maliyetlerini kontrol altında tutmaları rekabet güçlerinin korunmasında ve kârlılıklarının kalıcı olmasında kritik önemde bulunmaktadır.
Bankacılık sektörü kredi kalitesinde 2012 yılında küçük çapta bozulma yaşanmıştır.
Toplam kredilerin %33,5’ini bireysel, %25’ini KOBİ kredileri, %41,6’sını ise kurumsal ve ticari krediler oluşturmaktadır. Bankacılık sektörünün kullandırdığı büyük kredilerin toplam kredi tutarı içerisindeki payı azalmaktadır. Bu durum kredi yoğunlaşmasından kaynaklanabilecek risklerin azalması bakımından olumludur. Bankaların aktiften sildikleri tutarın artması TDO’daki artışı sınırlandırmıştır. 2012 yılında sektörün tahsili gecikmiş alacakları %23,4 oranında artarak 23,4 milyar TL’ye yükselmiştir. Kredilerin takibe dönüşüm oranı (TDO) Aralık 2012 itibarıyla %2,86’dır. Canlı kredi stokundan izleyen çeyrekte takibe düşenlerin oranı ile tahsil imkanı sınırlı alacakların tahsili şüpheli alacağa dönüşme oranının artması kredi kalitesinde bir miktar bozulma yaşandığını işaret etmektedir. Bununla birlikte, takipteki alacaklardan izleyen çeyrekte tahsil edilenlerin oranının 2012 yılının ilk çeyreğinden sonraki artış eğilimi nedeniyle bozulmanın geçici olma durumu söz konusudur. Yıllık bazda ihtiyaç kredileri dışındaki bireysel kredilerde TDO azalmıştır. Bireysel kredi türleri içinde en yüksek TDO hâlâ kredi kartlarındadır. Bununla birlikte BDDK’nın kredi kartlarına yönelik aldığı önlemlerin de etkisiyle hem çeyreklik hem de yıllık bazda TDO azalmış ve son yıllardaki en düşük oran yakalanmıştır. Kredi kartlarının bilinçli ve amacı doğrultusunda kullanılması, bu alanda kredi kalitesinin daha da artmasına ve genel olarak sektörün kredi riskinin azalmasına olumlu katkı sağlayacaktır.
Sektörün likidite riski yönetilebilir düzeydedir.
Birinci (0-7 gün) ve ikinci (0-31 gün) vade dilimine ilişkin likidite oranları asgari sınırların oldukça üzerinde seyretmektedir. Küresel kriz sonrası dönemde bankacılık sektörünün aktif kalitesinin iyileşmesi, sürdürülebilir kârlılığa odaklanması, BDDK ve TCMB politikaları likidite riskinin yönetilebilir düzeyde olmasına katkı sağlamıştır. 2012 yılında zorunlu karşılıkların artırılması yönündeki kararlar, Rezerv Opsiyon Mekanizmasının (ROM) katsayı değişiklikleri ve repo yoluyla sağlanan finansmanın azalması sektörün likidite yeterlilik oranlarını olumlu yönde etkilemiştir. Sektörün en büyük fon kaynağı mevduattır. Mevduatın vadesinin kısa olması ve az sayıdaki müşterinin toplam mevduatın çoğunluğuna sahip olması likidite riskine dönüşme potansiyelleri nedeniyle iyileştirilmesi gereken alanlardır. Türk bankacılık sistemine duyulan güven nedeniyle yabancı sermaye ilgisinin artması, yatırımcılara vergi avantajı başta olmak üzere getiri ve likidite avantajları sağlaması menkul kıymet ihraçlarını cazip kılan faktörlerdir. Menkul kıymet ihracının bankaların kaynak teminindeki yeri ve önemi artmaktadır. 2012 yılında sektörün ihraç ettiği menkul kıymetlerin toplam tutarı bir önceki yıla göre %105,2 oranında artarak 37,9 milyar TL’ye ulaşmıştır.
Piyasa riski temelde genel faiz oranı riski ve kur riskinden oluşmaktadır.
Bankacılık sektörünün piyasa riski temelde genel faiz oranı riski ve kur riskinden oluşmaktadır. Bu iki risk faktörü sebebi ile oluşan risk toplam piyasa riskinin %80,51’ini oluşturmaktadır. Faiz oranı riskinin temel kaynağı olan ticari portföy ağırlıklı olarak DİBS ve eurobondlardan oluşmaktadır. DİBS portföyünde bir önceki üç aylık dönemde meydana gelen azalma sebebi ile faiz oranı riski bir önceki döneme göre azalmıştır. Kur riski genel olarak bilanço içi USD ve EUR açık pozisyonlarından oluşmaktadır ve önceki döneme göre %3,03 oranında artmıştır. Faiz oranlarının değişiminin genel piyasa riskinin yanı sıra bankacılık hesaplarının vade uyumsuzluğu sebebi ile de zarar yaratma potansiyeli bulunmaktadır. Faiz oranlarındaki azalma ve kaynakların daha kısa vadeli olması sebebiyle sektörün faiz maliyetleri plasman faizlerinden daha hızlı düşmüş ve faiz marjı az da olsa artmıştır. Sektörün genel olarak faiz oranı boşluğu (GAP) bir aya kadar olan vade ve bir üç ay arası vadede yoğunlaşmaktadır. Sektör genel olarak dövize dayalı türev işlemler gerçekleştirmekte ve gerçekleşen işlemlerin %70’e yakını swaplardan oluşmaktadır. Türev işlemler çoğunlukla bankalar arasında ve OTC piyasalarda gerçekleşmektedir. Gerçek kişiler ile yapılan türev işlemler toplam türev işlemlerin %3’u kadardır. Gerçek kişiler ile yapılan tam teminatlı opsiyon işlemleri açısından gerçek kişilerin bu işlemlerden kaynaklanabilecek riskler konusunda yeterince bilgilendirilmesi gerekmektedir. Türev işlemlerin %79’u yurt dışı yerleşiklerle özellikle de İngiltere’de yerleşik taraflar ile yapılmaktadır.
2012 yılı son çeyreğinde, makro ihtiyati tedbirler sonucunda risk ağırlıklı varlıklar büyüme oranı özkaynak büyüme oranının altında gerçekleşmiştir.
Sektörün sermaye yeterlilik rasyosu, Aralık 2012 itibarıyla %17,9’dur. Risk ağırlıklı varlıklar artış hızının özkaynak artış hızının oldukça gerisinde olması, yılın son çeyreğinde SYR’de 1,4 puanlık bir yükseliş yaratmıştır. Bu dönemde kredi riskine esas tutar büyüme hızı, önceki çeyreklere göre düşmüştür. Kasım 2012’de Türkiye’nin kredi notunun yatırım yapılabilir kategorisine yükseltilmesiyle birlikte, Hazine tarafından ihraç edilen eurobondların %100 risk ağırlığı yerine %50 risk ağırlığına tabi olması, kredi riskine esas tutardaki artışı sınırlamıştır. Yılın son çeyreğinde piyasa riskine esas tutar ise, menkul değerler portföyünde meydana gelen daralma ve faiz oranlarındaki düşmenin etkisiyle faiz oranı riski için hesaplanan sermaye yükümlülüğünün azalması sebebiyle düşmüştür. Özkaynakların %84,5’i, zarar karşılama kapasitesi en yüksek düzeyde bulunan ana sermaye kalemlerinden oluşmaktadır. Kâr dağıtımının sınırlanarak banka bünyesinde bırakılmasına ilişkin BDDK uygulamalarının, 2013 yılının ilk çeyreğinde yedek akçelerde önemli düzeyde artış yaratarak özkaynak kalitesini daha da yükseltmesi beklenmektedir.
Sektör aktiflerinin gelir yaratma oranları ile aktif ve özkaynak kârlılıkları bir önceki yıla göre yükselmiştir.
Türk bankacılık sektörü 2012 yılı sonunda 23,6 milyar TL dönem net kârına ulaşmıştır. Dönem net kârı, önceki yılın aynı dönemine göre 3,7 milyar TL artmıştır. Dönem net kârındaki büyüme, temel olarak net faiz marjındaki artışın etkisiyle gerçekleşmiştir. Kısa vadeli finansman-uzun vadeli varlık yapısı, faiz oranlarının düştüğü ortamda net faiz gelirlerinin artmasında etkili olmaktadır. Ayrıca sektörün mevduat dışı kaynakları daha yoğun bir şekilde kullanarak kaynak maliyetinde etkinlik yaratması da net faiz gelirlerindeki artışta belirleyicidir. Faiz dışı gelir-gider dengesinde ise, giderler lehine meydana gelen değişim son çeyrekte belirginleşmiştir. Söz konusu değişimde temel olarak operasyonel giderlerdeki artışlar etkili olmakla beraber, son çeyrekte genel karşılık ve özel karşılık tutarları, önceki çeyreklerin üzerindedir. Ayrıca 2012 yıl sonu itibarıyla sermaye piyasası işlemlerinden 2,3 milyar TL zarar kaydedilmesi de kârlılığı olumsuz etkilemiştir. Bununla birlikte, temelde net faiz marjında meydana gelen artışın etkisiyle sektör aktiflerinin gelir yaratma oranları ile aktif ve özkaynak kârlılıkları yükselmiştir.
Stres testi uygulaması kapsamında, varsayımsal şoklar ve makro kriz senaryosu sonucunda bile sermaye yeterliliğinin hedef rasyo üzerinde kalacağı tahmin edilmektedir.
Bankacılık sektörünün taşıdığı finansal riskler için yapılan senaryo analizlerinde kredilerde meydana gelmesi muhtemel %1 ve %5 zararlar sektörün SYR’sini sırasıyla %16,47 ve %13,19 seviyelerine düşürse de SYR %12 olan hedef rasyonun üzerinde kalmaya devam etmektedir. Faiz oranlarına uygulanan şoklar neticesinde, sabit faizli DİBS ve eurobond portföyleri kaynaklı olarak SYR’de maksimum %2,7 ve %2,56 düşüş meydana gelmektedir. USD ve EUR kurlarında meydana gelecek %50 kur artışı da sektör SYR’sini maksimum %14 seviyesine indirmektedir. Faiz oranlarında meydana gelecek şoklar bankacılık hesapları üzerinde TL, USD ve EUR cinsi varlık ve yükümlülüklerin arasındaki vade uyumsuzlukları sebebiyle bir aya kadar olan vade dışındaki vadelerde faiz azalmalarına paralel olarak TL pozisyonlarda zarar oluşturabilecektir. Faiz oranlarındaki düşüş üç ay vadeye kadar USD pozisyonlarda ve bir yıla kadar olan vadede ise EUR pozisyonlarda kar yaratabilecektir. Bankacılık sektörü için gerçekleştirilen makro stres testinde baz senaryonun yanı sıra üst üste iki yıl küçülme varsayımına dayalı kriz senaryosu hesaba katılarak makro ekonomik değişkenlerin gelişimi tahmin edilmiştir. Söz konusu senaryolardan yola çıkarak kredi büyüme oranı, kredilerin takibe dönüşüm oranı ve SYR tahmin edilmiştir. Stres testi sonuçlarına göre kriz senaryosu gerçekleşirse yılsonu itibari ile kredi büyümesi %10,8, kredilerin takibe dönüşüm oranı %4,4 ve SYR %15,8 olarak gerçekleşmektedir.
Bankacılık dışı finansal kesim büyümeye devam etmektedir.
Bankacılık dışı finansal kesimin toplam aktifleri 2012 yılının son çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre %17 oranında büyümüştür. 13 Aralık 2012’de yürürlüğe giren “Finansal Kiralama Faktoring ve Finansman Şirketleri Birliği Kanunu” ile daha güçlü bir yasal altyapıya kavuşan sektörün faaliyetlerini bundan böyle daha etkili yürütmesi beklenmektedir. Sektörel bazda bakıldığında, varlık yönetimi şirketlerinin toplam aktifleri geçen yılın aynı dönemine göre %64, finansman şirketlerinin aktifleri %31, faktoring şirketlerinin aktifleri %16,1 ve finansal kiralama şirketlerinin aktifleri %8,7 büyümüştür.

Merkez Bankası

Cari Açık Rakamları Açıklandı

Cari işlemler dengesi, şubat ayında 5.13 milyar dolar açık verdi. Piyasada cari açığın 5 milyar dolar gelmesi bekleniyordu.
Bu yılın ilk iki aylık döneminde cari işlemler açığı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 956 milyon ABD doları artarak 10.943 milyon ABD dolarına yükseldi. Bu gelişmede dış ticaret açığının 844 milyon ABD doları artarak 11.512 milyon ABD dolarına yükselmesi ve hizmetler dengesinden kaynaklanan net gelirlerin 63 milyon ABD doları azalarak 1.327 milyon ABD dolarına gerilemesi etkili oldu.
Hizmetler dengesi kalemi altındaki turizm gelirleri, bir önceki yılın ilk iki ayına göre 308 milyon ABD doları tutarında artarak 2.138 milyon ABD dolarına, turizm giderleri de 150 milyon ABD doları tutarında artarak 616 milyon ABD dolarına ulaştı.
Yatırım geliri dengesinin altında yer alan doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve faizlerden oluşan diğer yatırımlarda gerçekleşen toplam net çıkış, bir önceki yılın aynı dönemine göre 20 milyon ABD doları tutarında artarak 988 milyon ABD dolarına yükseldi.

2020 yılı daha gerçekçi bir hedef

Son Dakika haberleri, Tnthaber, Haber sitesi

İstanbul Finans Merkezi için sektör temsilcileri 2020 yılının gerçekçi hedeflere ulaşabileceğini söyledi

Mart ayı sonunda TBMM’ye intikal eden İstanbul Tahkim Merkezi Kanun Tasarısı, 2009 yılında açıklanan İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Stratejisi ve Eylem… – http://www.tnthaber.net/2020-yili-daha-gercekci-bir-hedef/

View original post

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, IV. Çeyrek 2012

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) değeri sabit fiyatlarla %1,4 arttı

Üretim yöntemiyle gayri safi yurtiçi hasıla tahmininde, 2012 yılı dördüncü üç aylık çeyreği bir önceki yılın aynı çeyreğine göre cari fiyatlarla %7,4’lük artışla 364 177 Milyon TL, sabit fiyatlarla %1,4’lük artışla 29 935 Milyon TL oldu.

GSYH 2012 yılında cari fiyatlarla 1 416 817 Milyon TL oldu.

GSYH değeri 2012 yılında cari fiyatlarla %9,2’lik artışla 1 416 817 Milyon TL, sabit fiyatlarla %2,2’lik artışla 117 754 Milyon TL oldu.

Kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla değeri 2012 yılında cari fiyatlarla 18 927 TL, ABD doları cinsinden 10 504 Dolar olarak hesaplandı.

Takvim etkisinden arındırılmış sabit fiyatlarla GSYH 2012 yılı dördüncü üç aylık çeyreği bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %1,4’lük artış gösterirken, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH değeri bir önceki çeyreğe göre %0,0 oldu.

Merkez Bankasından Uyarı

Merkez Bankası’nın banka ekonomistleri ile yapılan bilgilendirme toplantısında ekonomistlere yaptığı sunum Merkez Bankası’nın internet sitesinde yayımlandı.
Buna göre, kredi büyümesinin 2013 yılının başlarında güçlü sermaye girişi nedeniyle hızlandığı, buna rağmen yakın zamanda sermaye girişinin dikkate değer şekilde yavaşladığının görüldüğü ifade edilen sunumda, kısa vadede cari açığın artması olasılığı var olmakla birlikte, mevcut politika çerçevesinin cari açıkta daha fazla bozulmayı sınırlamasının beklendiği kaydedildi.
Sermaye girişinde artan volatiliteye karşılık Para Politikası Kurulu (PPK) Rezerv Opsiyon Mekanizması’nın (ROM) etkisini giderek artırma kararı aldığı bildirilen sunumda, ROM’un otomatik dengeleyici yapısının daha geniş faiz koridoruna olan ihtiyacı azaltmakta olduğu ve bu bağlamda, gecelik borçlanma faizinin 100 baz puan düşürüldüğü bilgisi verildi.
Ayrıca sunumda şu hususlar belirtildi;
“Sıkılaştırıcı likidite politikası ve son zamanlarda görülen sermaye girişindeki yavaşlama, kredi büyümesinde azalma etkisi yaratacaktır. Zayıf küresel talep ve emtia fiyatlarındaki görünüm enflasyon üzerindeki yukarı yönlü baskıları sınırlamaktadır. Kredi büyümesi ve iç talebin fiyatlama davranışları üzerindeki etkisi yakından takip edilecektir.”

Yabancıya 94 Milyar Dolar Faiz Ödendi

Son on yılda dış dünyaya toplam 363.7 milyar dolar anapara, 93.6 milyar dolar da faiz ödemesi yapıldı. “51vekil.com” internet sitesinde yer alan ve Merkez Bankası’nın verilerinden derlenen bilgilere göre, 2002-2012 döneminde 455.4 milyar dolara ulaşan dış borç ödemeleri en çok 58.9 milyar dolarla 2009 yılında, en az 27.8 milyar dolarla 2003 yılında oldu. Bu dönemde faiz ödemeleri 91.6 milyar doları aştı. Türkiye’nin sadece dış borçlar için ödediği faiz; 2003 yılında 7, 2004’de 7.1, 2005’de 8, 2006’da 9.4, 2007’de 10.8, 2008’de 12, 2009’da 10.5, 2010’da 8.7, 2011’de 8.7, 2012 yılında ise 9.3 milyar dolara ulaştı.
Türkiye’nin kaynak ihtiyacını karşılamak için diğer ülkelere göre yüksek faizle borçlandığının kaydedildiği haber analizinde ayrıca şu görüşlere yer verildi: “Ekonomide anapara ödemesi, eğer alınan borç yerinde, verimli harcanmışsa bir kayıp olarak görülmez. Fakat, faiz ödemesi kullanılan paranın bedeli olduğu için ve yatırıma yönlenmemiş, kullanılmamış bir kaynak olduğu için bir kayıp olarak hesaba girer. Bundan dolayı burada anapara ödemelerinden çok faiz ödemelerini bir kayıp olarak düşünmek gerekir.
Anapara ödemesi değişmeyen bir tutardır ama faiz ödemesi ülkeden ülkeye değişen bir tutar olduğu için ekonomik istikrar ve iyi yönetimle çok daha az tutarlara indirilebilir. Şu anda ABD, Almanya gibi ekonomisi sağlam ülkeler yüzde 2-3’lerden borçlanabilirken, ekonomik kriz yaşayan tabiri caizse ekonomik olarak batmış ülkeler yüzde 20-22’lere kadar faiz ödeyerek borç alabilmektedir. Örneğin Türkiye, son 10 yılda dış borç faizi oranını yarı yarıya azaltmış olsaydı 91.6 milyar dolar yerine 45.8 milyar dolar dış borç faizi ödeyecekti ve fazladan 45.8 milyar doları dış dünyaya kaynak olarak aktarmayacaktı.”
Merkez Bankası verilerine dayanılarak yapılan bu hesaplarda iç borç faizleri yok. AKP iktidarında iç borca ödenen faiz de 400 milyarın üzerinde. İç borca ödenen faizlerin de önemli bir kısmı yabancılara gidiyor. Konu ile ilgili olarak açıklama yapan, Prof. Dr. Oğuz Oyan, Türkiye’nin Özal’la birlikte iç piyasadan borçlanmaya sokulduğunu belirterek, “İç borçlara ödenen faizler bütçe açıklarının yaratıcısı oldu. Yüksek faiz yükü aynı zamanda rant aktarma mekanizması. Sıcak para ve bankaların dışarıdan aldıkları krediyi de iç borçlanmada kullandıkları durumlar söz konusu. Bu yolla dolaylı olarak dışarıya kaynak aktarılıyor” dedi.

Avrupa’da Domino Etkisi ve Güney Kıbrıs

Emtia gurusu olarak tanınan ünlü yatırım ve finans uzmanı Jim Rogers, Avrupa Birliği’nin 10 milyar avroluk kurtarma paketi karşılığında Rum bankalarındaki mevduatlara daha önce benzeri görülmemiş bir mevduat vergisi getirmesinin kısa vadede olmasa da uzun vadede domino etkisi yaratacağını belirterek, “Avrupa’da herhangi bir yerde yeni bir kriz yaşandığında herkes şu anda olanları hatırlayacak” dedi.
Rogers, Avrupa Birliği ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kurtarma paketine kısmi karşılık olarak Rum bankalarındaki mevduatlardan vergi alınmasına ilişkin olarak, ”Bunun Güney Kıbrıs parlamentosunda kabul edilip edilmemesi birşey ifade etmiyor. Avrupa’da herhangi bir yerde yeni bir kriz yaşandığında herkes şu anda olanları hatırlayacak. Güney Kıbrıs’ın şu için kısa vadede bir domino etkisine neden olacağını düşünmüyorum. Çünkü şu anda Güney Kıbrıs’ta gerekli düzenlemeler yapılmadı ve ne yapılacağını da bilmiyoruz. Fakat en sonunda, uzun vadede, evet (domino etkisine) neden olacaktır. Güney Kıbrıs IMF ve Avro Birliği’nin lütfuna kalmış görünüyor. Hali hazırda bütün bu yaşananlardan sonra herkes endişelenmeli” dedi.
Avro Bölgesi’ndeki negatif görünüme rağmen, Türkiye’nin yatırım listesinde yer aldığının belirten Rogers, ”Türkiye önümüzdeki birkaç yıl içerisinde yatırım yapmak istediğim bir ülke. Türkiye ekonomisi krizde iyi iş çıkardı. Eğer Türkiye önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin ekonomik performansı yüzde 90 oranında olumluysa ve dünyanın geri kalanında yüzde -5 bir performansı varsa, tabii ki Türkiye’ye yatırım yaparım” şeklinde konuştu.
Avrupa Birliği’nin Güney Kıbrıs’a sunduğu paketle aslında uluslararası bankacılık kurallarını dışında davrandığını belirten Rogers, ”Banka hesapları genel olarak garanti altındadır. Eğer bankaya birşey olursa sizin mevduatınız 100,000 Avro’ya kadar garanti altındadır. Banka hesaplarından ve insanların iyi niyetlerinden hırsızlık yapılıyor. Bu hükümetler tarafından yapıldığında bu işten kurtulabileceklerini düşünüyorlar. Belki bu ay değil, belki bu yıl değil ama en nihayetinde, bir sonraki krizde, hükümetlerinin paralarını (mevduatlarını) nasıl geri ödeyebileceği konusunda (Avrupa’daki) bütün mevduat sahipleri endişelenecek” dedi.
Güney Kıbrıs’taki mevduat sahiplerinin yatırımlarının vergilendirilmesine şiddetle karşı çıkan Rogers, ”Güney Kıbrıs’ta Avrupalılar’ın değil, fakat yabancı yatırımcıların parası gaspediliyor. Avrupa’da zaten oy kullanmayan ve kullanamayacak olan Rusların ve Avrupalı olmayanların parasını çalmanın daha kolay olduğunu düşünüyorlar. Eğer Güney Kıbrıs’ta sadece Avrupalı olanların mevduatları olmuş olsaydı böyle bir uygulamaya başvurmazlardı. Avrupalı olmayanların parasını çalmak Avrupalılar’ın parasını çalmaktan her zaman daha kolaydır” dedi.
Avrupa Birliği’nde hükümetlerin vatandaşları, yatırımcıları düşünmeden hareket ettiğini vurgulayan Rogers, ”Hükümetler her durumda önce kendilerini sonra da bankaları korumaya çalışıyor. Sizi ya da beni önemseyen yok. Güney Kıbrıs hükümeti de vatandaşlarını değil, kendilerini ve bankaları düşünüyor” şeklinde konuştu.
Avrupa Birliği’nin Güney Kıbrıs’ta bankalardaki mevduatları vergilendirerek kurtarma paketini finanse etmeye çalışmasının birliğe üye diğer ülkeler arasında da endişeye neden olduğunu belirten Rogers, giderek daha fazla ülkenin önümüzdeki dönemde içine kapanacağı bir dönemden geçildiğini söyledi. Önümüzdeki döneme ilişkin oldukça karamsar olduğunu belirten Rogers, ”1930’lu yıllarda yaşananlara benzer bir dönem yaşıyoruz. Önümüzdeki 10 yıl boyunca durum çok daha kötüleşecek. Daha fazla kur savaşı, daha fazla ticaret savaşı göreceğiz” dedi.
Rogers’a göre Avrupa Birliği’nde ekonomik dengelerin gerçek anlamda sarsılmasının yakın olduğunu belirterek, ”Bugün Kıbrıs’ta bu öneriyi getiren hükümetler ve bankalar yeni problemlerle karşılaşacaklar. Almanya’da eylül ayındaki seçimlere kadar her şey nispeten ılımlı seyredecek. Fakat Almanya’daki seçimlerden sonra Alman hükümeti ’biz bu insanları kurtarmak’ istemiyoruz diyecek. İşte o zaman, yani Almanya’daki seçimlerden sonra işler kötüleşecek. İşte asıl o zaman hepimizin endişelenmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
Güney Kıbrıs’ta yaşananların Avro Bölgesi’ndeki riskleri hissedilir oranda artırdığını ifade eden Rogers, ”Çıkış riski giderek artıyor. Avrupa’daki hemen her ülkenin borcu katlanarak artmaya devam ediyor. 2012 ve bu yıl artmaya devam eden borç, 2014’te de artacak. Bu borç yükü artmaya devam ederken, kimsenin herhangi bir sorunu çözdüğü filan da yok. Herkes problemin kendi kendine ortadan yok olmasını bekliyor. Yaşanan problemler ortadan kalkmayacak ve birçok kez geri gelip Avrupa’yı vuracak” dedi.
Avrupa Birliği içerisinde ekonomik krizin etkilerinin giderilmesine ilişkin 25 üzerinde kapsamlı toplantı yapıldığını belirten Rogers, ”Her toplantı sonunda problemin çözüldüğüne ilişkin mesajlar verildi. Üç ay sonra problemin çözülmediği ortaya çıkıyor. Bir krizden ötekine sürüklenmeye devam edeceğiz. Güney Kıbrıs’ta (kurtarma paketiyle) meseleyi çözeceklerini sanıyorlar. Ama bunu yabancıların paralarıyla yapmaya çalışıyorlar. Yeni bir kriz geldiğinde yine ellerini alışveriş torbasına daldırıp, yabancıların yatırımlarına göz dikecekler” şeklinde konuştu.
Altın fiyatlarındaki aşağı yönlü hareketi de değerlendiren Rogers, “Altın fiyatlarının 1600 doların altına düşmesi durumunda biraz daha altın alımı yaparım. Altına yatırımım var ve düşük fiyatlara rağmen satmayacağım” dedi.

Milliyet

Tüketici Kredilerinde Büyük Artış

Merkez Bankası tarafından atılan adımlara rağmen tüketici kredilerinde ivmelenme devam ediyor.
Son dönemde otoriteler tarafından gelen kredi artışı uyarılarına ve Merkez Bankası’nın attığı adımlara rağmen krediler tüketici kredileri öncülüğünde artmaya devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın banka kredilerinin sadece tüketime yönelik şekilde artmasından endişe duyacakları açıklamasının ardından BDDK’dan önlem geleceği beklentisi artmış, BDDK’nın kredi büyümesini kontrol altına almak amacıyla karşılık oranlarını artırabileceği ihtimali üzerinde durulmuştu.
Özellikle tüketici kredilerindeki ivmelenme 1-8 Mart haftasında da devam etti. Ticari krediler bazında haftalık dalgalanmalar sürerken, tüketici kredilerindeki istikrarlı artış eğilimi güçlenerek devam etti. Ticari krediler bu haftada %0.1 artarken, TL ticari krediler ise %0.1 oranında geriledi, tüketici kredileri ise yüzde 0.7 oranında arttı. Tüketici kredileri 13 haftalık ortalamalar üzerinden yıllıklandırılmış artışta yüzde 24.5’lere çıkarken, son dört haftalık artışın yıllıklandırılmışındaysa yüzde 30 seviyesine ulaştı. Tüketici kredileri detayında konut kredileri yüzde 0.6 oranında yükselirken, ihtiyaç kredileri de yüzde 0.8 oranında artış kaydetti. Son haftalarda ortalamada yüzde 0,5’lerde kalan konut ve ihtiyaç kredileri 1-8 Mart haftasında ortalamaların üzerine yükseldi.

Ekonomistler, tüketici kredilerindeki ivmelenmenin BDDK’dan önlem geleceği ihtimalini artırdığını ifade ettiler.
EFG İstanbul Başekonomisti Haluk Bürümcekçi, tüketici kredilerinin ticari kredilerden daha hızlı gitmesinin Merkez Bankası veya BDDK’yı harekete geçirebileceğini belirtti. Özellikle konut ve genel ihtiyaç kredileri tarafındaki hızlı artışın cari açık üzerindeki olumsuz etkisine değinen Bürümcekçi, otoritelerin artışı kontrol altına almaya çalışacağını ifade etti.
Merkez Bankası’nın zorunlu karşılıkları artırıcı yönde adımlar atarak riskin bilincinde hareket ettiğini bildiren Bürümcekçi, bu noktada BDDK’nın da adım atacağı beklentisinin arttığını fakat ne zaman atacağı konusunda bilgi olmadığını söyledi.
Zorunlu karşılık artışının krediler üzerindeki etkisinin sınırlı olduğunu kaydeden Bürümcekçi, 2011’de BDDK’nın aldığı kararların kredileri kontrol altına almada daha faydalı olduğunu hatırlattı.
Merkez Bankası’nın hemen agresif bir adım atmak yerine BDDK’nın devreye girmesini bekleyebileceğini dile getiren Bürümcekçi, TCMB’nin sınırlı oranda zorunlu karşılık artışına devam edebileceğini sözlerine ekledi.
ING Bank Başekonomisti Sengül Dağdeviren, özellikle tüketici kredileri cephesinde haftalık bazda ivmelenme görüldüğünü kaydederek Merkez Bankası veya genel otoritelerin öngörülerinden daha hızlı bir büyüme olduğunu belirtti. Dağdeviren, haftalık bazda büyümenin çok güçlü olmasının yeni önlemleri tetikleyebileceğini söyledi.
Erste Securities Başekonomisti Nilüfer Sezgin, toplam kredilerin büyüme trendinde hafif düşüş olmasına karşılık halen Merkez Bankası’nın hedeflerin üzerinde seyrettiğini belirtti.
Sezgin, önümüzdeki dönemde mevsimsel olarak hızlanma olduğu göz önünde bulundurulduğunda Mart ayında Merkez Bankası’ndan zorunlu karşılık artışının gelme ihtimalinin oldukça kuvvetli olduğunu dile getirdi.
Alınan tedbirlerin kredileri kontrol etmede yetersiz kaldığını bildiren Sezgin, tüketici ve ticari kredi ayrımına bakıldığında yavaşlamanın ticari kredilerden kaynaklanmasının iyi bir sinyal olmadığını söyledi.
Sezgin, kredi kompozisyonuna bakıldığında Merkez Bankası’nın uzun vadeli büyümeyi destekleyen kredi türü olan ticari kredi lehine görünüm vermesini tercih ettiğini ifade etti.
Tüketici kredileri içerisinde özellikle ihtiyaç kredilerindeki hızlanmanın dikkat çektiğini bildiren Sezgin, geçtiğimiz dönemlerin üzerinde bir trend görüldüğünü belirtti.
Bu kez Merkez Bankası’nın zorunlu karşılık artışı ile sınırlı kalmayacağını kaydeden Sezgin, BDDK’nın da ihtiyaç kredilerine karşı tedbir almasının muhtemel görüldüğünü dile getirdi.
ABank Ekonomisti Serdar Şenol, değerlendirmesinde, bu haftadaki artışla birlikte, tüketici kredilerinin yükselişinin dikkat çekmeye başlayacağını ve tüketici kredilerindeki artış eğiliminin gelecek haftada da devam etmesi halinde tüketici kredilerine dair görünüm daha riskli alana girmeye başlayabileceğini belirtti.
Şenol, ”Toplam krediler ise 13 haftalık kurdan arındırılmış değişim bazında yaklaşık %20 düzeyinde kalmakta. Tüketici kredilerinde bu haftada görülen ivmelenmenin artması, toplam kredilerdeki düzeltilmiş artış oranlarının da %20’lerin üzerine çıkmasına neden olabilir. Gelecek haftadaki değişim bu anlamda oldukça önemli olacaktır” diye konuştu.
Kredi artış hızında yeni bir güçlenmenin TCMB’nin zorunlu karşılık artırma tercihini destekleyebileceğini kaydeden Şenol, beklentilerinin şimdilik Merkez Bankası’nın beklentilerinin şimdilik bir önceki toplantısındaki kararların yinelenmesi şeklinde olsa da, bu haftaki gelişmeler yüksek belirleyiciliğe sahip olacağını sözlerine ekledi.

THE LİRA