Category Archives: Kariyer

Büyük liderlerin gelecekle ilgili 7 farklı bakış açısı

Gelecek korkutucu olabilir – ama siz bazı temel gerçeklerin her zaman geçerli olduğunu bilen o özel liderlerden biri değilseniz tabii.

Eğer yaklaşık benim yaşımdaysanız, bundan 25 yıl önce siz henüz küçük bir çocukken, McDonalds’ın Moskova’da ilk restoranını açmasının ne kadar müthiş bir olay olduğunu hatırlarsınız. Bu akla hayale gelmeyecek bir haberdi. Daha beş yıl öncesinde, genç arkadaşlarım ve ben Sovyetlerin Amerika’yı işgal etmesini konu eden PG-13 adlı filmden çok etkilenmiştik. Ama bugün baktığımızda, Amerika’nın Rusya’yı işgal ettiğini görüyoruz.

Kızıl Meydan’da bir Amerikan fast food restoranı açılmasının ne kadar inanılmaz bir olay olduğu hakkında bir fikir edinmek için, ilk açılış gününde kuyruğa giren insanları göstermek yeter.

Bu örneği sadece nostaljik bir olay olduğu için vermedim. Amacım, hiçbir zaman değişmez sandığımız şeylerin ne kadar çabuk değişebildiğini göstermekti. Bu olay aynı zamanda, bazı ender kişilerin ileride yaşanacak büyük değişimleri çok önceden görebildiklerini de gösteriyor. Geleceği bizlerden çok daha önce görebilen birkaç büyük lider her zaman olmuştur.

Konu ister büyümekte olan bir şirketi yönetmek, ya da hangi okulda okumaları gerektiğine karar vermeye çalışan çocuklarınıza yardımcı olmak olsun, büyük liderlerin geleceğe ne kadar farklı baktıklarıyla ilgili aşağıda yer alan 7 madde size yol gösterebilir.

1. Akla hayale gelmeyecek değişimlerin – çoğunlukla- gerçekleşebileceğini bilirler.

ABD Geçtiğimiz birkaç on yıl içinde Japonya ve Almanya’ya karşı girişmiş olduğu topyekün savaştan, o ülkelerde üretilen araçları lüksün altın standardı olarak kabul etme noktasına geldi. 1980’li yıllarda ABD Moskova’daki Olimpiyat oyunlarını boykot etmişti; aradan 10 yıl geçince Berlin Duvarı yıkıldı ve soğuk savaş sona erdi. 1990’ların sonlarında CDC verilerine göre Amerika’daki tütün sektörü Amerikan gençlerine dayanan sarsılmaz bir güce sahipti. (O zaman lise çağında olan gençlerin yaklaşık %40’ı sigara kullandıklarını söylemişti). Bu gün ise bu oran %19 civarında.

Büyük liderler hızla gerçekleşecek önemli değişimleri her zaman ön göremezler. Ama “çoğumuzun asla olmaz gibi gördüğümüz “ değişimlerin aslında birer istisna değil, kural olduğunu bilirler.

2. Hz.Davut’un Dev Calut’u hep yenebileceğini bilirler.

Çoğumuz büyük ve güçlü olmanın her türlü rekabet için bir avantaj olduğunu sanırız. Bu bazen doğru olabilir. Ama daha atak, ufak tefek ve çevik rakiplerin genellikle galip geldikleri de bir gerçektir. Örneğin Google 2000’lerin başıyla ortaları arasında, piyasadaki en iyi mühendisleri bünyesine katıp peş peşe birçok sosyal platformu satın alırken, News Corp MySpace için 500 milyon Dolar ödemişti. Ama şu işe bakın ki piyasaya hakim olan o sosyal ağ, Harvard öğrenci yurdunun bir odasında yaratılmıştı.

Büyük liderler büyük oyuncuların sahip oldukları avantajları göz ardı etmezler. Ama rakip hamlesini yapana kadar nasıl bir hamleyle karşılaşacaklarının belli olmayacağını da bilirler.

3. Bazı temel ihtiyaçların asla değişmeyeceğini bilirler.

İnsanların her zaman belli temel ihtiyaçları olacaktır: gıda ve barınma, güvende olma duygusu, dostluk, toplumsallık, öz-saygı vs. gibi. Örneğin, insanlar sevdiklerine ister uçak postasıyla mektup göndersin, ister şehirlerarası telefonla arasın, e-posta göndersin, ya da Skype üzerinden ulaşsın, bu yöntemlerin hepsiyle temel insani ihtiyaçlarını karşılamış olurlar – yani dostlarıyla veya akrabalarıyla iletişim kurarlar. İnsanların bu ihtiyaçları karşılama yöntemleri değişebilir, ama o ihtiyaçlar hiçbir zaman değişmez.

Büyük liderler hayatta pek çok belirsizlik olduğunu bilirler. Ama müşterilerin hiç değişmeyen bu tür ihtiyaçlarını tatmin edecek bir iş kurarsanız, rakiplerinizden bir adım öne çıkarsınız.

4. Toplumsal istatistiklerin kaderi değiştirdiğini bilirler.

Bu yüzyılın başlarında Amerika’da 281 milyon kişi yaşıyordu; şimdi ise bu sayı yaklaşık 317 milyona ulaştı. Nüfusun bu kadar büyümesi ve toplum yapısının zaman içinde geçirdiği değişim, geleceğin nasıl şekilleneceği hakkında önemli ipuçları veriyor. Eğer yaşlı nüfus oranı yükselecek olursa, bu bize bazı piyasaların genişleyeceğini, bazılarının da küçülebileceğini gösterir. Hatta gelir eşitsizliğinin artması, aşırı pahalı ürünleri süper zenginlere satmak için daha fazla fırsat doğurabilir. Bir başka açıdan bakılacak olursa, geri kalanlarımıza sunulacak ekonomik ürün ve servislerin doğması için de bir fırsat olabilir.

Özetle – büyük liderler nüfus sayımlarını dikkate alır.

5. Her şeyin bir döngü içinde hareket ettiğini bilirler.

Geçenlerde yeğenimin incecik bir kravat taktığını gördüğümde, lise mezuniyeti fotoğrafımda taktığıma benziyor diye onunla alay ettim. Moda akımları birden ortaya çıkar, sonra etkisini yitirir, alay konusu olur, ortadan silinir ve zaman içerisinde yeniden geri döner.

Büyük liderler belli stil ve davranışların ne zaman geri döneceği belli olmasa bile, genellikle tekrar geleceklerini bilirler. Bu nedenle, geleceği ön görebilmenin en iyi yolu olayların geçmişte nasıl geliştiğini incelemek olabilir.

6. Sürülerin düşünmediğini bilirler.

“Grup düşüncesi” genellikle geçerli bir şey değildir. Zira bir grup içindeki kişilerin çoğu “düşünmez”. Bir başka deyişle, herkes nasılsa bir başkası yapar dediği için kimse grup için bir şey yapmaz.

Büyük liderler ise herhangi bir şeyi yapmak veya herhangi bir davranışı sürdürmek için en kötü nedenin “herkesin öyle yapması” olduğunu bilirler. Ayrıca, kendi adına düşünen ve kendi fikrini geliştiren küçük bir azınlığa dahil olmak, kişiye çok büyük avantajlar sağlayabilir.

7. Savaştaki öncülerin her zaman katledildiğini, ama kazanılmış yeni topraklara yerleşenlerin refaha ulaştıklarını bilirler.

İnsanlar bir işi ilk kez yapan kişiyi pek hatırlamazlar. Aksine, aynı işi kendilerinden önce deneyenlerin hatalarından ders alarak başaran kişileri hatırlarlar (hatta bazen kutlarlar). Örneğin herkes Wright kardeşleri bilir, ama ilk havacılık çalışmalarını başlatan Otto Lilienthal’i kaç kişi hatırlar?

Büyük liderler, ilk adımı atmanın sadece potansiyel bir avantaj yarattığını bilir. Ama genellikle bu avantajdan en fazla yararlanan, aynı fikirden yola çıkarak onu geliştirebilenlerdir. Kaynak: Inc

 

Reklamlar

Yeni Mezunlar İçin Mükemmel Bir Mülakatın Sırları!

Şu an Türkiye’de eğitim hayatına devam eden 166 adet Üniversite var. Bu üniversitelerin sadece 47 tanesi İstanbul’da. Son 10 yılda açılan üniversite sayısı, 10 yıl öncesinin neredeyse iki katı. Yüksek öğretim okullaşma oranı ise 2003’te %14,7 iken, şu an %38,5 oldu. 2014 Mart ayı verilerine göre toplam öğrenci sayısı 5.5 milyon! (kaynak: http://www.yok.gov.tr)

Tüm bu bilgiler ışığında siz de hak verirsiniz ki, Türkiye’de öğrenci olmak artık eskisi kadar kolay değil. Daha zoru ise, Türkiye’de yeni mezun olarak iş bulabilmek. Bununla paralel işsizliğin de arttığını düşünürsek, gerçekten yeni mezun bir kişinin istediği ve içine sindirdiği bir işte çalışmaya başlaması çok düşük bir ihtimal. Çünkü rekabet çok fazla, bir ilana en az 2.000 kişinin başvurduğu bir ortamdan bahsediyoruz.

Peki yeni mezun olarak nasıl kendinizi sivrilteceksiniz? O mülakattan nasıl başarılı bir şekilde ayrılıp minimum sürede o işe yerleşeceksiniz? İşte tecrübelerimizle birleştirdiğimiz ve yeni mezunların işine çok yaratacak maddeler:

•Hikayeler Anlatın: Gitmeden önce cebinizde bir iki tane başarı hikayesi mutlaka olsun. Üniversite hayatınız boyunca mutlaka bir şeyler başarmışsınızdır. Belki bir Sivil Toplum Kuruluşu ile bir projede bir çocuğu mutlu etmişsinizdir, bir köye kütüphane kurmuşsunuzdur, kitap okuma etkinlikleri organize etmişsinizdir. Bunlar da bir başarı hikayesidir, birileri king oynarken siz bunları yaptınız, karşılık beklemeden. Bundan güzel bir hikaye olabilir mi? Bunları anlatın, neler yaptığınızı ve neleri başardığınızı hikayeleştirin.

•Mülakatlardan Öğrenin: Muhtemelen ilk mülakatlarınızda bir işe yerleşmeyeceksiniz. Ama her mülakat sizin için harika dersler içeren küçük bir work-shop aslında. Mülakat bittikten hemen sonra notlarınızı alın (unutmamanız için hemen sonra alın, sonraya bırakmayın). Tüm detayları yazın ve neyi nasıl yaptığınızı hatırlayın. Farklı ne yapabilirdiniz? Hangi soruya daha farklı cevap verir, hangi davranışı sergilerdiniz? Çıkarken teşekkür mü ederdiniz, ya da onlar sormadan siz mi sorardınız? Neyi farklı yapacaksınız bir sonraki mülakatınızda, bunları yazın.

•Motivasyonunuzu Kesinlikle Bozmayın: İlk mülakatlarınızda olumsuz gelen cevaplar için sakın motivasyonunuzu düşürmeyin, bu ne ilk ne de son mülakatınız. Kariyer hayatınız boyunca 5’in üzerinde iş değiştireceksiniz, 2 veya 3 farklı sektörde çalışacaksınız. O yüzden, motivasyonunuzu bozmadan, moralinizi yüksek tutun. Her mülakatta kendinizi sıfırlayın ve o mülakat sizin işe girmeden önceki son mülakatınız olacakmış gibi hazırlanın. Girecek, etkileyecek ve başaracaksınız.

•Kilit Yetkinliklerinizi Ön Plana Çıkartın: Geçmişte bir iş tecrübeniz olmadığına göre yapmanız gereken tek şey sizi siz yapan kilit yetkinliklerinizi törpüleyip cilalayıp sunmak olacak. Belki bir Excel gurususunuz ya da tam bir ikili ilişkiler üstadısınız. Kendinize bakın, hangi yetkinliğiniz iyi? Hangi yetkinliğiniz karşı tarafa bir şeyler anlatır? Hangi yetkinliğiniz için seçilme ihtimaliniz fazla? Kendinizle ilgili 6-7 tane iyi özellik söylemek yerine 2-3 kilit yetkinliğinizi olabildiğince sivriltmeniz çok daha yararlı olacaktır. Düşünün!

•Her Mülakattan Sonra Mutlaka Kontakt Kurun: Bu çok ama çok önemli. O mülakatta seçilmeyen kişi olabilirsiniz ama ileride şirketin size tekrar ihtiyaç duymayacağı ne malum? Belki sizin yerinize seçilen aday tam bir hayal kırıklığı oldu veya kendi istifa edip gitti. Eğer yetkili kişilerle irtibatı koparmazsanız bu tür olasılıklarda tekrar aranma ihtimaliniz çok yüksek. Aday Havuzu dedikleri şey de aslında tam olarak bu. O havuzda, her an havuzdan çıkıp işi kapacakmış gibi durmanız gerekiyor. Bu da iletişimle olur. Mail, Linkedin, Telefon. Bir yolunu bulun ve iletişimi koparmayın!

•Şirketi – Pozisyonu – Sektörü İyi Araştırın: Bunu bir ödev gibi düşünün, hayattaki son vizeniz, son finaliniz. O kadar vizeye finale girdiniz ve hepsinden başarıyla çıktınız, belki sabahladınız. Bunu da aynı şekilde algılayıp buna da çalışın. Şirket ile ilgili temel şeyleri bilin, cirosu, sektörü, çalışan sayısı, karlılığı, kültürü. Sektörü üstünkörü de olsa araştırın. Pozisyonla ilgili ne öğrenebiliyorsanız öğrenin. Neler yapar, hedefleri neler, başarı kriterleri nedir, ortalama maaşları nedir, iş imkanı nasıl. Unutmayın: ne kadar bilgi sahibiyseniz o kadar başarılı olursunuz.

 

“Bu yazı http://www.banaisbul.com ‘dan alınmıştır”

Yurtdışı Kariyeri İçin 5 Altın Kural!

 

İşe alım ve danışmanlık şirketi Michael Page, Nisan ayında İstanbul’da gerçekleşen Goglobal 2014 etkinliğinde, uluslararası bir kariyer için altın kuralları anlattı. Markanın Satış ve Pazarlama Direktörü Sertaç Yiğit, kişileri farklılaştıracak beş altın öneriyi şöyle sıraladı:

•Global Vizyon: Çok seyahat etmek, en az bir iki yabancı dil bilmek uluslararası bir şirkette çalışma deneyimi yaşamak.

•Motivasyon: Görüşme öncesi özelleştirilmiş CV, görüşmede ifade ve beden dili.

•Esneklik / Uyum: Rekabete açıklık, yerine göre lider yerine göre takım oyuncusu olabilmek.

•Tecrübe/Deneyim: İyi okullardan mezuniyet ve mümkünse çift ana dal eğitimi almak.

•Network ve İletişim: Mevcut şirkete, yönetime ve şirket kültürüne bağlılık.

Haberturk IK

40 Yaşından Sonra Nasıl İş Bulursunuz?

 

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, eğer genç değilseniz, iş arama süreciniz normalden en az iki kat daha uzun sürüyor. Yani, bir önceki işinden ayrılmak zorunda kalmış bir profesyonelseniz ve yaşınız –mesela- 42 ise, 25 yaşındaki bir çalışandan iki kat daha fazla zamanda iş bulabiliyorsunuz. Bu, aynı zamanda iki kat daha fazla depresif hissetmenizle, iki kat daha fazla efor sarfetmenizle ve iki kat daha fazla geçim sıkıntısı çekmenizle aynı anlama geliyor.

Teknoloji gelişiyor, yeni kuşaklar daha önce hiçbir kuşağın elde edemediği olanaklarla geliyor. Hepsi donanımlı, on parmak klavye şovcularından gurulara, sunum yapanlardan 5 yılda genel müdür koltuğuna oturanlara kadar, rakipleriniz çok kuvvetli. Ama durun, siz de eski kurtlardansınız, yenilgiyi bu kadar kolay kabul etmek size göre değil, biliyorsunuz.

Peki yaşınız ilerledi ve diğer arkadaşlarınız gibi kendinize bir girişim, bir danışmanlık ofisi açamadınız veya emekliliğinize de daha var. Ya da emeklisiniz ama, zaman geçmiyor! İçinizdeki enerji ‘mutlaka çalışmalıyım’ diyor. Bu durumda başvurularınıza daha hızlı geri dönüş almak için ne yapmalısınız? Özgeçmişinizi nasıl hazırlamanız gerektiğinden mülakatta neler söylemeniz gerektiğine kadar, soruların cevabı!

•Eğer yaşınız 40’ın üzeriyse ve tecrübelerinizin hepsini özgeçmişinize sığdırmaya çalışıyorsanız, durun! Kimse sizden hayat hikayenizi anlatmanızı istemiyor. İş tecrübelerinizin sadece belli kısımlarını özgeçmişe yazın (mesela son 10 seneyi, veya başvurduğunuz pozisyonla ilgili olanları). Hepsini yazmanız CV’yi oldukça karışık hale getirecektir, hem zaten CV’ye göz gezdirenin de bu kadar detaya bakacağını sanmıyoruz. Eğer gerçekten herkese göstermek istediğiniz harika tecrübeleriniz varsa da bunu ayrı bir başlık altında çok özet olarak sunun.

•Trendlerden çok da kopuk olmadığınızı olası işvereninize göstermeniz gerekiyor. CV’nize Facebook, Twitter, Linkedin adreslerinizi koyun. Eğer bu hesaplarınız yoksa, edinin. Şirketler sürekli değişen ve kendini geliştiren bir kültüre sahiptirler, en azından öyle olmaları gerekiyor. Dolayısıyla bu teknolojiye ayak uyduramamış, bu teknoloji devrinde sosyal mecralarda kendine yer edinemiş bir kişiyi çok ‘eski-moda’ bulabilirler. Buna izin vermeyin.

•Ehliyete, Evliliğe, Okula, Kurslara, Seminerlere, Dile değil TECRÜBEYE ve YETENEĞE odaklanın. Gerekiyorsa tüm geri kalan herşeyi çıkarın. 45 yaşında birinin ehliyeti, evli olup olmadığı veya aldığı onlarca eğitimden ziyade, tecrübesiyle şirkete neler katabileceği daha önemli işveren açısından. Özgeçmişinizin dili olsa şunu söylettirmeniz gerekiyor ona: “Bu çalışanın yaşının geçtiğine bakmayın, bu çalışan şirketinize gelir, tecrübelerini pratiğe çevirir ve her şeyi çekip çevirir, bu tecrübeye ihtiyacınız var!”

•Artık tek bir CV ile tüm ilanlara başvurmak için yaşınız geçti. Çoğu zaman ne yazık ki ilk iki saniyede elenen CV’ler arasında CV’niz. Eğer bu elenme sayısını minimuma indirmek istiyorsanız şirkete ve pozisyona özel CV’ler hazırlayın. Hedefli CV olarak da adlandırabileceğimiz bu taktikle, Satış Şefi pozisyonuna başvururken satış deneyimlerinizi, Satış Destek pozisyonuna başvururken satış destek deneyimlerinizi cilalayıp ön plana çıkartabilirsiniz. Emin olun çok daha etkili olacaktır.

•Mülakatta kendinizi anlatırken daha sadık, daha işin değerini bilen, sürekli iş değiştirmekten ziyade işini iyi yapıp kalıcı olmayı hedefleyen, daha etik ve daha verimli bir çalışan olacağınızın garantisini verin. Dikkat ettiyseniz, bu değerler günümüz Y kuşağının çoğunun sahip olmadığı değerler. Emin olun işverenler de artık 6 ayda bir iş değiştiren, sabırsızlık ve çok bilmişlik yapan, umursamazlığı tavan yapmış, tek hedefi daha fazla para kazanmak olan Y kuşağından yaka silkmiş durumda

•Kendinizi geliştirmeye devam edin, öğrenmenin yaşı yok. Gözlemlediğimiz kadarıyla çoğu 40 yaş üstü çalışanın teknolojiyle arası iyi değil. Excel’i bile neredeyse kullanan yok. Gidin ve Excel kursuna yazılın, gerçekten hayatınızı kolaylaştıracak bir programa daha fazla kayıtsız kalamazsınız. Tüm MS Office programlarını gençlere taş çıkartacak derecede öğrenmelisiniz. Rekabet zor, yeni kuşak saldırıyor, defansa çekilip mevzilenmek yerine siz de saldırın!

Tüm bu maddeler bir yana, herhangi bir şeyde başarılı olmanın en önemli kriteri dayanıklılık. Bu konuyla Angela Lee Duckworth’un Hayatta Başarının Sırrı: Metanet videosunu izlemenizi öneririz. Angela Lee Duckworth’un tespitine göre, bir sınıfta başarılıyı başarısızdan ayıran şey sadece IQ değil, en az IQ kadar önemli başka bir şey hedefe koşarken sergilediğiniz dayanıklılık. Yani, şunu demeye çalışıyoruz aslında, sakın pes etmeyin. Normalde zaten iş arama süreci kolay bir süreç değildir, sizin özel şartlarınızdan dolayı işiniz daha zor ama önünde sonunda yaşınızdaki tecrübenin, aldığınız hayat dersinin, olgunluğun ve yönetim becerilerinin değer bulduğu şirketler ve yöneticiler karşınıza çıkacak.

 

“Bu yazı http://www.banaisbul.com ‘dan alınmıştır”

Ne Kadar Mutluysanız O Kadar Kariyerlisiniz!

 

Yapılan son araştırmaya göre, mülakatta bir adayın tercih edilme nedenlerinin en önemlisi kişinin mutlu ve güler yüzlü olması ve espri yeteneğine sahip olması olarak belirlendi. CareerBuilder’ın yaptığı araştırma insan kaynakları yöneticilerine sorulan sorulardan oluşuyor ve bir mülakatta adayın hangi özelliği adayı ön plana çıkartır konusunu araştırıyor. İnsan Kaynakları yöneticilerinin verdiği cevap neredeyse aynı, “adayla iyi iletişim kurabilmişsem, eğlenmişsem ve gülmüşsem, yani ikili ilişkilerle güzel zaman geçirmişsem bu çok olumlu bir şey!”.

Özet: eğer iyi bir espri yeteneğiniz yoksa üzerinde biraz çalışmanızın zamanı geldi. Kim gerçekten somurtkan veya en azından ortalama neşeye sahip birini, neşeli, güler yüzlü ve iyi iletişim kuran birine tercih eder ki? Ancak bunu yaparken şu tuzağa düşmemek gerekiyor: kasıntı komiklikler. Komik olmaya çalışıp her şeyi elinize yüzünüze de bulaştırabilirsiniz, onun için biraz kontrollü olmakta fayda var.

 

Banaisbul

 

İş Hayatında Yeni İnsanlarla Tanışmanın Yolları

İş hayatında, özellikle arkadaş sohbetlerinde sıklıkla söylenir, ‘kim olduğun değil, kimi tanıdığın önemli’ diye. Bu hafiften kinaye barından söz aslında ne acıdır ki, sonuna kadar gerçektir. Çevrenize bakın, daha geçen ay hemen yan masanızda oturan iş arkadaşınız, hiç haketmediği halde, sadece doğru kişileri tanıdığı için yükselmedi mi? Ya da, hala ilanı devam eden bir pozisyona müdürün çok yakın bir arkadaşının oğlu alınmadı mı? Şöyle bir durup düşündüğünüzde, gerçekten kişinin tanıdıkları, arkadaş ağı yani moda deyim ile ‘network’ü çok önemli. Tanıdığınız her yeni kişi aslında önünüze serilen yeni bir yol gibi. İş bulmanızı hızlandırabilir, beklediğiniz bir kararın daha hızlı çıkmasını sağlayabilir, çocuğunuza staj bulmanız için yardımcı olabilir. Düşündüğünüzde daha aklınıza onlarca şey gelecek.

Bu durumun haksız rekabet yarattığı ve bu ayrımcılığın önlenmesi gerektiği gibi işin etik tartışmasını bir kenara bırakırsak, işte size iş hayatında yeni insanlarla tanışmanın yolları:

  • Bir Network Haritası Oluşturun: Bu bir nevi sizin ‘tanıdığım insanlar’ haritanız olacak. En yakından en uzağa tanıdığınız herkesi ama herkesi yazın, aralarındaki bağlantıyı da bir çizgi şeklinde belirtin. Bu kişiler sizin en geniş sosyal ağınız. Bunlardan hangisine hakettiği ilgili gösterdiğinizi veya hangisini neredeyse unutmak üzere olduğunuzu düşünün. En önemlilerinden en önemsizine kadar her biriyle bir iletişim rutini kurun. Kimisiyle her hafta 2 saat yüz yüze, kimisiyle ayda 1 telefonla. Ama mutlaka bir iletişim kurmak durumundasınız. Şu anki en geniş çevrenizden 1 kişi bile eksilmemeli. Amacınız bu kişileri arttırmak, azaltmak değil. Bu iletişim ağını ve iletişim rutinini kurduktan sonra bunu takip edebileceğiniz bir mekanizma da kurun, bunun için Excel kullananlar da var, Outlook Reminder kullananlar da. Hatta tamamen doğal bir şekilde, yardım almadan bu rutini kuranlar da var. Birini seçin ve ilerleyin, unutmayın, amacınız birinden bile kopmamak.
  • Sosyal Medyayı Etkili Kullanın: Yapılan araştırmalar gösteriyor ki yetişkin bireylerin %66’sı Sosyal Medya’nın en az bir uygulamasını kullanıyor. Bu yetişkinler arasında yapılan ankette ‘Neden Sosyal Medya Kullanıyorsunuz?’ sorusunun en sık verilen cevabı ‘arkadaşlarla ve aileyle iletişim halinde kalmak!’. Sosyal Medya aracılığıyla yeni insanlarla tanışan kişilerin sayısı hiç de az değil üstelik. Şunu kabul etmeliyiz ki, yeni insanlar tanımanın yolları zaman içerisinde değişti. Bize de buna adapte olmaktan başka bir şey düşmüyor. Yani, sosyal medyayı kullanın, yeni arkadaşlıklar edinin, tartışmalara katılın, fikir paylaşın, arkadaş ekleyin ve bunu gerçek hayata taşımaya çalışın. İnanın oralarda bir yerlerde harika zaman geçireceğiniz ve networkünüzü geliştirebileceğiniz çok iyi insanlar var ve onlar da en az sizin kadar yeni insanlar tanımak istiyorlar.
  • Network Toplantıları Organize Edin: Bu işin en zor kısmı çünkü masa başından kalkmanızı gerektiriyor. Ancak en hızlı şekilde yeni bir çevre edinebileceğiniz yöntem de bu. Özellikle Linkedin, bu yeni network toplantılarında öncülük eden sosyal ağlardan biri. Her gün onlarca profesyonel çeşitli başlıklarda belli bir yerde toplanıp sohbet ediyor. Likemind gibi, Blogger Toplaşmaları gibi onlarca etkinlik aynı kafada insanları bir araya getiriyor. Siz de kendi kişisel özelliklerinizi düşünüp ilgilendiğiniz bir konuda diğerlerini de dahil ederek bir network toplantısı organize edebilirsiniz. Mesela çok yakında biz, İzmir’de bir Satış Profesyonelleri Tanışma toplantısı organize edeceğiz. Siz de bunun gibi başka organizasyonlar düzenleyenlerden biri neden olmayasınız?
  • Arkadaşlarınızı Kullanın: Yakın arkadaşlarınıza, sizin daha önce hiç bir araya gelmediğiniz bir kişiyle bir akşam yemeği organize etmesini isteyin. Siz de onun daha önce hiç tanışmadığı bir kişi getireceğini söyleyin. Gerçekten işe yarıyor. Bunu geçmişte deneyen biri olarak yeni ve hala görüştüğüm 3 kişiyi tanıdım. Bu kişiler yeni kapılar, yeni ilişkiler, yeni sohbetler demek. Bu fırsatı kaçırmayın ve arkadaşlarınızın networkünden siz de yararlanın. Bu çift taraflı bir win-win durumu, kimse hayır demeyecektir.
  • Konferanslara / Seminerlere Katılın: Bu tür aktiviteler aynı anda birden fazla kontakt kazanmak için harika bir fırsat. Özellikle etkinlik saatinden daha erken orada olmak, etkinlik aralarını iyi kullanmak ve etkinlik sonrası hemen mekanı terketmemek, size mutlaka yeni insanlarla tanışma fırsatı verecektir. Tabi bunun için biraz proaktif olmak şart, ancak zaten eğer böyle bir etkinliğe bu amaçla gitmişseniz bu özellik sizde mutlaka vardır. Özellikle sektörünüzle ve uzmanlığınızla alakalı etkinlikler çok daha faydalı kontaktlar bulmanızı kolaylaştıracaktır. Bu tür aktivitelere bolca kartvizitle gitmeyi unutmayın. Zaten oraya networkünü genişletmek amaçlı giden tek kişi kesinlikle siz değilsiniz, merak etmeyin.

Yazının girişinde de bahsetmiştik, bazen tanıdığınız kişiler size inanılmaz kapılar açabilir. Tek bir referans bile koskoca bir iş görüşmesi ritüelinin önüne geçerek tek bir mülakatla o işi kapmanız anlamına gelebilir. Hatta çoğu ilan açma seviyesine bile gelmeden kapatılan onlarca iş fırsatının ilk habercileri sizin networkünüzdeki arkadaşlarınız olabilir. Bu fırsatlardan yararlanabilmek tamamen sizin sosyal ağınızın ne kadar geniş olduğuyla alakalı, durmayın ve yeni insanlar tanımaya devam edin!

Banaisbul.com

Mülakata Çağırılmanızı Engelleyen 10 Ölümcül CV Hatası!

Özgeçmiş sizin yeni fırsatlara açılan tek kapınız. Eğer yüksek yerlerde tanıdıklarınız yoksa, çoğu zaman bir işe yerleşme maceranız 2 sayfalık bir WORD dökümanından geçiyor. Kim bu kapının eski, boyası akmış, kolları tutmayan bir şekilde gözükmesini ister? Cevap veriyoruz: Kimse. Derdinizi ve isteğinizi 2 dakikada anlatmaya uğraştığınız özgeçmişinizde yapmamanız gereken 10 ölümcül hatayı sıraladık, bakalım kendi özgeçmişinizde bunlardan birini bulacak mısınız?
• Yazım Hataları: Bu bizce en ölümcül hatalardan biri, hatta en önemlisi. CV’sinde yazım hatası yapmış, gerekli bağlaçları ayırmamış, devrik cümle kurmuş, anlatım hatası yapmış bir aday, özgeçmişi inceleyende kesinlikle çok olumsuz bir intiba bırakıyor. “Bir önce ki görevim üretim planlama şefliğiydi” ile “Bir önceki görevim Üretim Planlama Şefliği’ydi” arasındaki farkı eğer anlamıyorsanız kesinlikle profesyonel bir destek almalısınız. Zira, hatasız bir Türkçe ile yazılmış özgeçmiş olmazsa olmaz.
• Doküman Formatı Sıkıntısı: Bu da sıklıkla yapılan hatalardan. Bir özgeçmişin her bilgisayarda en temel özelliklerde bile olsa mutlaka açılır olması gerekiyor. Kimse sizin özgemişinizi görüntüleyecek diye sistemini veya programını güncellemek zorunda kalmamalı. Mesela MS Office 2013 ile hazırlanan ve o formatta kaydedilen bir CV, MS Office 2003 ile açılmaz. Açılsa bile muhtemelen tanıyamazsınız. Dolayısıyla kaydederken en temel Office formatında kaydedin (ki bu .DOC uzantısı oluyor). PDF olarak göndermek te bir opsiyon, ancak halen PDF açıcı bir yazılımın yüklü olmadığı bilgisayarlar bildiğimiz için, siz garantiye alın ve .DOC formatıyla gönderin.
• Önyazınızın Olmaması: Ön Yazı sadece kariyer.net’in hayatımıza soktuğu bir şey değil. Ön yazı sizin bir veya iki paragrafta meramınızı anlatmanız için harika bir fırsatı. Çok özet ama herşeyi kapsayan, çok vurucu bir ön yazı hazırlayın ve özgeçmişin içine gömün. Ayrı bir dosya olarak göndermeyin. Özgeçmişi açan kişi ilk başta ön yazınızı görsün, CV’niz gerekiyorsa ikinci sayfadan başlasın. Ön yazı candır, etkili yazılmış bir ön yazı kişinin özgeçmişinize olumlu olarak bakmasının en büyük adımlarındandır. Eğer ön yazınız yoksa, bu büyük hatadan derhal vazgeçin.
• Resim, Resim, Resim: Resim bir CV’de en düzgün olması gereken şeylerden biri. Formal bir kıyafetle, güler yüzlü ve samimi bir resim hiç dikkat çekmez. Hatta cümleyi şöyle kuralım, en iyi resim IK’cının dikkatini en çekmeyen resimdir. Eğer özgeçmişi inceleyen kişi resminizle fazla zaman geçirmiyorsa, o resim görevini yapmış demektir.
• Maile CV’yi Eklemeyi Unutmak: Bu belki çok ölümcül değil ama kim ikinci bir mail atıp, “Dosyayı eklemeyi unutmuşum” demek ister ki? O yüzden, maili yazdıktan sonra gönder’e basmadan mutlaka kontrol edin, dosyayı eklediniz mi? Gerekiyorsa kendinize bir deneme maili gönderin. Daha CV bile incelenmeden ‘saf’ pozisyonuna düşmek istemeyiz değil mi?
• Her Şirkete Aynı Özgeçmişle Başvurmak: Bu tek başına ayrı bir yazıyı hakeden en ölümcül hatalardan. Bırakın her şirkete aynı özgeçmişle başvurmayı, her pozisyona bile ayrı özgeçmişle başvurulmalı. Sonuçta siz tecrübelerinizin oluşturduğu bir yetenek yumağısınız değil mi, her ipiniz ayrı bir yetkinlik. Dolayısıyla Satış Şefi ile Kanal Geliştirme Yöneticisi ilanına aynı özgeçmişle başvurmayın. Geçmişinizde ikisinin de tecrübesi varsa, ilgili tecrübeleri ön plana çıkartacak bir özgeçmiş hazırlayın. Başvurduğunuz şirket ve pozisyon projelere, yenilikçiliğe önem veriyorsa geçmişte yaptığınız projeleri ön plana çıkartacak bir özgeçmiş hazırlayın. Her pozisyon için oturup özel bir özgeçmiş hazırlayın.
• Dünyanın En Kompleks CV’sini Hazırlamak: Teknolojiyle hayatımıza giren bir olgu var artık: sadelik. Hatta bunun ‘less is more’ gibi harika bir mottosu da var. CV kesinlikle kompleks olmamalı, kişi özgeçmişinize bakarken gözleri fır fır dönmemeli, başı ağrımamalı, istediği bilgileri bulmakta zorlanmamalı. Aynı kısımların formatları aynı olmalı. Tüm başlıklar mesela Verdana fontuyla ve 13 BOLD puntoyla hazırlanmalı. Tüm açıklama yazıları ise yine Verdana fontuyla ama bu sefer 11 normal puntoyla hazırlanmalı, gibi. Tek font, tek format, basit içerik.
• Garip Dosya İsimleri Kullanmak: ÖzgeçmişimSonGüncel2014.doc gibi, Untitled.doc gibi, DOC02.doc gibi hiçbir şey anlatmayan dosya isimleri kullanmak da en kötü hatalardan biri. Özgeçmiş dosyanızın ismi basit ve açıklayıcı olmalı. İsim Soyisim ve yanına CV veya Özgeçmiş yazmak gayet yeterli. OsmanDertsizOzgecmis.doc gibi mesela. Türkçe karakter kullanmamaya dikkat edin, muhtemelen bir şey olmaz ama yine de riske girmemek en mantıklısı.
• Özgeçmişi Gereksiz Bilgilerle Donatmak: Referanslar buna dahil. ‘Referanslarım’ şeklinde bir başlığın bile olması şaşırtıcı. Eğer ihtiyaçları varsa zaten sizden referans talep ederler. O değerli alana kendinizi çok daha iyi anlatacak başka şeyler ekleyebilirsiniz. Açıkçası, HOBİLERİM kısmı da artık yavaş yavaş yok olması gereken kısımlardan biri. Sizi tanımak isteyen kişiye mülakatta anlatırsınız boş zamanlarınızda nelerle uğraştığınızı. CV, o şirkete o poziyonda başladığınızda neyi farklı yapacağınızı hissettirmeniz gereken bir şey, sosyal bir mecra değil.
• Uygun Olmayan Bir E-Mail Adresi Kullanmak: Bunu buraya yazmak istemezdik, ama kötü haber: ne yazık ki halen osmandertsiz89__@hotmail.comgibi e-mail adreslerinden özgeçmiş gönderen arkadaşlarımız var. Eğri oturup doğru konuşalım, Age of Empires server’ına yönetici aramıyoruz, profesyonel bir çalışan arıyoruz. Bir zahmet isim soyisim kombinasyonunuzun olduğu basit, sırıtmayan ve kolay algılanabilir bir e-mail alın kendinize.
Eğer bu 10 maddeden herhangi biri sizin CV’nizde yer almıyorsa tebrikler! Elle tutulur bir özgeçmişiniz var demektir. Ama şunu unutmayın, özgeçmiş hali hazırda bir kağıt parçası, asıl önemli olan içini tecrübelerinizle nasıl doldurabildiğiniz. Eğer özgeçmişinizde başarılı bir şeyler anlatmıyorsanız IK’cılar tarafından seçilme ihtimaliniz biraz düşük. Yani, bu yukarıdaki maddeler işin estetiği, asıl önemli olan işin hikayesi.