Category Archives: Nükleer enerji

Akkuyu, Japon Belgeseline Konu Oldu

Japonlar, Türk halkının nükleer santrale bakışını merak etti. Akkuyu santrali, Japon devlet televizyonunun konusu oldu.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre, Türkiye’de nükleer santral inşa etmeye hazırlanan Japonya’nın devlet televizyonu, bir belgesel çekerek Türk halkının nükleer enerjiye bakışını ele aldı.
Japon devlet televizyonu NHK, Mersin’in Gülnar ilçesi Büyükeceli beldesinde 20 milyar dolara yapılması planlanan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ni (NGS) konu alan ‘NHK Special’ isimli bir belgesel çekti. Mayıs-Haziran 2014’te yayınlanacak belgeselin Türkiye çekimleri, Akkuyu NGS’nin hayata geçirileceği Büyükeceli’de yapıldı. NHK Türkiye Temsilcisi Aki Yasuo Kankılıç, program prodüktörü Yoshito Uematsu, kameraman Shigeyuki Matsukı ve ses uzmanı Shinji Sako’dan oluşan ekibin çekimlerinde Akkuyu NGS Devlet ve Halkla İlişkiler Genel Müdürü Tahir Agayev, Akkuyu NGS PR Bölüm Başkanı Vasiliy Korelskiy ve Akkuyu NGS Büyükeceli Bilgilendirme Merkezi Müdürü Eyüp Lütfi Sarıcı da hazır bulundu. Sipahili köy kahvesinde başlayan çekimlere, yöre halkı büyük ilgi gösterdi. Gelişmekte olan ülkelerin enerjilerini nasıl karşıladığını ve gelecek için nasıl hazırlık yaptıklarını anlatmak için belgeseli hazırladıklarını ifade eden Aki Yasuo Kankılıç, şunları söyledi:
“Türkiye, nükleer enerji ile enerji açığını kapatmaya hazırlanıyor. Başta Japonlar olmak üzere dünya ülkeleri Türkiye ile yakından ilgileniyor. Biz de belgeselimize konu etmek istedik. Daha önce Brezilya başta olmak üzere gelişmekte olan dünya ülkelerinin enerji kaynaklarını belgeselimize konu ettik. Japonlar da Türkiye’de bir nükleer santral yapmaya hazırlanıyor. Bu doğrultuda bu belgesel çekimi oldukça önemli. Bu belgeselle birlikte Japonlar sadece Türkiye’nin enerjisini nasıl karşıladığını değil Türk halkının nükleer santrallere nasıl baktığını da öğrenmiş olacak.”

yapi.com.tr

Reklamlar

NÜKLEER ENERJİ VE AKKUYU NÜKLEER ENERJİ SANTRALI

Dünyada inşaat halinde olan 69 nükleer reaktörün toplam kurulu gücünün 66 bin 831 megavat olduğu, bunun da 28’inin Çin, 11’inin Rusya, 7’sinin ise Hindistan’da bulunmakta olup, toplam kurulu gücü 52 bin 950 megavatı bulan 145 nükleer reaktörü kalıcı olarak kapatılmış durumda.
Ülkemizde nükleer santral olmadığı halde 1998 yılında INES ölçeğine göre 3. Seviye (ciddi olay) olarak nitelenen İkitelli Olayı meydana gelmiş ve nükleer kaza tarihinde yer almıştır.
Türkiye’nin yüzde 74 seviyesinde enerjide dışa bağımlı olduğu, yıllık elektrik üretiminin yüzde 50’ye yakınının doğalgazdan karşılandığı, nükleer santrallar kurmakla enerjide dışa bağımlılığın daha da artacağı açık.
Dünyada başka bir ülkenin devlet kuruluşuna kendi topraklarında nükleer santral kurma ve işletme yetkisi veren ilk ülke Türkiye olmuştur. Dolayısıyla olası bir kaza halinde zarar gören kendi yurttaşımız olacak, etkilenen ülkemiz toprağı olacak. Fakat Akkuyu Nükleer Santralı’nın işletmesinden elde edilecek elektriği Rus devlet şirketi satarak ticari kazanç elde edecektir.
Aynı fiyata (12,35 cent/kWh) Rusya’dan elektrik almak isteseydik bu santrali kendi ülkesinde yapıp bize satar mıydı?
Acaba hiç bilinmeyen bu teknoloji üzerindeki denetim nasıl yapılacak?
Dünyada nükleer yakıt üretmeyen bir ülkede nükleer santral yapılarak dışa bağımlılığın azaltılacağını resmen açıklayan ilk devlet Türkiye Devleti’dir. Ancak nükleer santral yakıtının Türkiye’de nasıl elde edileceği ve nerede üretileceği belli değildir.
Son yıllarda özellikle güvenlik kriterlerinde yapılan değişiklikler sonucunda nükleer santrallerin yatırım maliyetleri hızla yükselmekte, bunun karşısında yenilenebilir enerji santrallarının yatırım maliyetleri düşmektedir. İlk yatırım bedellerindeki düşüş trendi böyle devam ederse çok kısa zaman sonra ekonomik kriterlerin de yenilenebilir kaynaklar açısından önemli avantajlar sağlaması beklenmektedir.
En önemli alıcı olan TETAŞ, Akkuyu NES’ten zorunlu olarak yüksek fiyatlardan elektrik alacağı için, diğer kaynaklardan alacağı elektriği kısmak durumunda kalacaktır. Bu durum yenilenebilir kaynaklardan düşük maliyetli elektrik sunumunu kısıtlamakta, dolaylı olarak yenilenebilir enerji yatırımlarına engel teşkil etmektedir.
6 Ekim 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan uluslararası anlaşmanın giriş maddesinde iki ülkenin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara atıfta bulunulmuş, uluslararası standart ve yönetmeliklerin geçerliliği taraflarca kabul edilmiştir. Ancak, bu uluslararası anlaşmalara uyulup uyulmadığının hangi uluslararası kuruluş tarafından denetlenmesinin kabul edildiği anlaşmada yer almamaktadır. Bu eksiklik özellikle nükleer güvenlik açısından büyük önem taşımaktadır.
Nükleer santralin yapım ve işletim dönemlerinin sigortalanması konusu Rus şirketinin sorumluluğuna bırakılmıştır. Ancak sigorta edilmez ise ne yapılacağı belli değildir. Başka ülkelerdeki nükleer santrallarda olduğu gibi Rus şirketi ‘Akkuyu NES’i sigortalayacak şirket bulamadım’ derse ne olacağı belirsizdir.
Anlaşma, Türkiye ve Rusya hükümetlerinin proje şirketini destekleyeceğini hükme bağlamaktadır. Genelde hükümetler nükleer santral izni verirken yapımcı firmaları desteklemezler, aksine çok tehlikeli bir iş yapacakları için nükleer santralin güvenliği açısından her adımı aşırı titizlikle ve özenle atar, her aşamayı titiz bir şekilde incelerler.
Anlaşmanın 7. Maddesi ile Rus şirketine bedelsiz olarak 2 milyon metrekare kadar bir arazi tahsis edilmiştir.
Anlaşmada atık yönetiminin ne şekilde olacağı, yakıtların nasıl depo edileceği, eğer başka ülkelere sevk edilecekse bunun nasıl ve hangi güvenlik önlemleri ile yapılacağı hiç yer almamıştır. Bir nükleer santral yapımı için yapılan bir anlaşmada yakıt, atık yönetimi ve söküm konularının bu şekilde açık bırakılmış olması kabul edilemez.
Yeni nesil reaktörlerin nükleer enerjiden elektrik üretimini giderek daha güvenli kılmakta olduğu belirtilse de, yeni teknoloji ve prosedürler kaza riskini ortadan kaldırmamaktadır. Yeni nesil teknolojinin kullanımı ve güvenlik tedbirlerinin geliştirilmesi maliyeti arttırıcı unsur olmaktadır. Üstelik tüm güvenlik önlemlerine rağmen nükleer kazaların önüne geçilememektedir.
Nükleer santral savunucularının nükleer santralların güvenli olduğunu belirtmelerine rağmen nükleer santral kazaları ile dünyanın ciddi risk altında bulunduğu, nükleer santrallarda arızanın teknik ve/veya idari bir risk olduğu ve arttırılacak güvenlik tedbirlerinin bu riski yok etmeyeceği ancak olasılığını aza indirebileceği vurgulanarak şu görüşler aktarılıyor:
Yeni nesil reaktörlerin nükleer enerjiden elektrik üretimini giderek daha güvenli kılmakta olduğu belirtilse de, yeni teknoloji ve prosedürler kaza riskini ortadan kaldırmamaktadır. Yeni nesil teknolojinin kullanımı ve güvenlik tedbirlerinin geliştirilmesi maliyeti arttırıcı unsur olmaktadır. Üstelik tüm güvenlik önlemlerine rağmen nükleer kazaların önüne geçilememektedir.
Ülkemiz hızla nükleer santral pazarına çevrilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise, devletlerarası ikili anlaşmalar yoluyla nükleer santral kurma girişimlerinin Anayasa denetiminin dışında olmasıdır.
Nükleer santrallar hariç 59 bin 260 MW yapım aşamasında olan lisans almış üretim tesisi ve lisans alması uygun bulunmuş üretim tesisi bulunduğu belirtilerek, bugün için kararı verilmiş yatırımların gerçekleşmesi halinde Akkuyu Nükleer Santralı’na gerek olacak mıdır?
Nükleer santralin yakıtı Türkiye’de yoktur. Akkuyu Nükleer Santralı için yakıt getirme ve santralin işletme sorumluluğu Rus şirketindedir. Bu anlaşma ile devlet büyük oranda döviz ile ödeme yükümlülüğüne girerek dışa bağımlılığı azaltmak bir yana daha çok arttırmıştır. 47,7 milyar kWh elektrik üretilebilecek yakıtın bedeli karşılığında Akkuyu Nükleer Santralı’ndan 38,4 milyar kWh elektrik satın alınacaktır.
Bu sonuç ile Akkuyu Nükleer Santralı’nın ithal yakıtta dışa bağımlılığı azalttığını söylemek olanaksızdır. Aksine enerjide dışa bağımlılığı 1,24 kat arttırmaktadır. Nükleer santralların yapılmasıyla elektrik daha da pahalı hale gelecektir. Rusya ile yapılan anlaşma ile üretilen elektriğin birim kilowatsaat bedeli 12,35 cent üzerinden 15 yıl alım garantisi verilmiştir.
Bu değer, Yenilenebilir Enerji Kanunu Ek cetvelinde yer alan hidrolik, rüzgâr, jeotermal enerji kilowatsaat bedellerinden yüksek, güneş enerjisiyle yaklaşık eşdeğer durumdadır. TETAŞ’ın 2012 Yılı Sektör Raporu’nda yer alan Enerji Alış-Satış miktarlarının Yıllara Göre Dağılımı Tablosu’ndan da daha açıkça görüleceği üzere, nükleer enerji için 12,35 sent üzerindeki fiyat, Türkiye için Ortalama Tarife’nin üzerindedir. Bu da, elektrik sektörünün piyasalaştırılması sonrasında artan elektrik fiyatlarının, nükleer enerji santrallarının devreye alınmasıyla daha da artacağı anlamına gelmektedir.
Nükleer güç tesislerine birçok maliyet arttırıcı unsur üzerinde belirsizlik sürmekte olup, karbon vergisi türü imtiyazlar verilse dahi kömür ve doğalgazdan daha pahalıya elektrik üretilecektir. Nükleer enerjiyi canlandırmak amacıyla girişilen sonuçsuz çabaya vakfedilen kaynakların bir kısmı enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları seçeneklerine yönlendirilirse, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları ile nükleer enerji arasındaki farkın muhtemelen daha da artacaktır.
Nükleer santralların çevreye olumsuz etkisi, yaşanan kazalar sonrasında insan ve doğa yaşamına olan ve uzun yıllar süren olumsuz etkileri, yine etkisi yüzyıllar sürecek atık sorunları, dünya barışını olumsuz etkilemesi gibi ‘toplumsal maliyeti’ oldukça yüksek sonuçları vardır.

Kaynak: EMO Nükleer Enerji Raporu

ARAŞTIRMA DOSYASI /// BİLGESAM : “Nükleer Enerji ve Nükleer Silahlanma”

Çernobil Nükleer Kazası Kurbanlarının Acı Hikayeleri

26 nisan. Çernobil nükleer felaketinin acı dolu yıldönümü. Radyasyon’dan kaçamazsınız. Daha önce yaşanan yüzlerce kazayı bir yana bırakırsak, bunun en çarpıcı örneği dün Çernobil’di. Bugün, Japonya oldu. Biz yaşam savunucuları, yarın yalnızca ülkemizde değil, dünyanın hiç bir yerinde nükleer felaketin yaşanmaması için “Nükleer Enerji Programı” derhal iptal edilmesini istiyoruz.
Aşağıda, Çernobil nükleer felaketini yaşayan insanların yüreği sızlatan acı dolu hikayelerinden bir kesit bulacaksınız. Bu acıları bu günden duyumsamaz, nükleer enerjiye karşı bir tavır içinde olmazsak yarın aynı acıları yaşayarak gerçeğin farkına varma durumunda kalan yine bizler olabiliriz. Bu acıların bir kez daha yaşanmaması için “Nükleer Enerji Programı”na karşı mücadele içinde yer alın.
DOĞADER
Çernobil nükleer santral kazasının ardından…
Yakın geçmişte yaşadığımız en trajik yıldönümlerinden biri şüphesiz Çernobil Nükleer Santralindeki kazadır. Bu kazada Hiroşima’ya atılan bombanın 350 katı kadar toplam 450 çeşit radyonüklid havaya karıştı. Bu öyle bir kazaydı ki, uzaktan kumandalı makineler çalışmadı. Yüksek radyasyon elektronik devrelerini bozmuştu. En güvenilir robotlar! insanlardı. Kazadan sonra Çernobil’in çevresinde çalışan binlerce insan sonradan, kan kusarak, etleri lime lime dökülerek ve acı içinde kıvrana kıvrana can verdiler. Bu insanlar, barışçıl atomun da öldürebileceğini, insanın fizik kanunları karşısında çaresiz olduğunu yaşamları pahasına öğrendiler. Koruyucu giysileri vardı ancak dışarıda sıcaklık 30 derece olduğundan o giysilerle çalışamıyorlardı. O kadar çok radyasyon almışlardı ki, hastanelerde kendilerine ayrılan özel bölümlerde yanlarında bulunan her cisim gerçek bir radyoaktif yan ürüne dönüşüyordu.
Kazadan sonra, Avrupa’nın yarısını kullanılmaz duruma getirecek 3-5 megaton büyüklüğündeki ikinci bir patlamayı da yine bu insanlar önledi.
“… herşeyden çok sevdiğim insan, onu kendim doğurmuş olsam daha fazla sevemeyeceğim insan gözlerimin önünde bir canavara dönüşerek öldü. Lenf bezlerini aldıkları için dolaşımı bozulmuştu, burnu bir yana kaydı, üç misli büyüdü. Gözleri iki yana bakmaya başladı, içlerinde farklı bir ışık vardı. Daha önce görmediğim ifadeleri görüyordum. Artık burada değildi sanki yine de gözlerinde bakan birileri vardı. Sonra bir gözü tamamen kapandı.
Tek korktuğum şey kendi halini görmesiydi. Sonra benden el işaretleriyle aynayı istemeye başladı. Unutmuş gibi yapar mutfağa kaçardım. İki gün boyunca onu atlatmayı başardım. Üçüncü gün not defterine “Aynayı getir” yazıp sonuna üç ünlem işareti koydu. Fısıldamayı bile başaramadığı için kalemle anlaşıyorduk… Sonunda en küçük aynayı getirdim. Kendine baktı ardından kafasını yatağa vurmaya başladı. Onu avutmaya çalıştım…
… Sıradan bir kanser değildi bu Çernobil kanseriydi. Doktorların dediğine göre, tümörler vücudunda metastaz yapsaymış kısa sürede ölürmüş. Oysa yavaş yavaş vücudu boyunca, yukarıya yüzüne doğru ilerlemiş. Yüzünde siyah bir şey oluştu. Çenesi kayboldu, dili dışarı çıktı. Damarları dışarı çıktı, kanamaya başladılar. Boynundan, yanaklarından, kulaklarından, her yerinden… Soğuk su getirip onu ıslak bezlerle sarardım ama hiçbir faydası olmazdı…“

Valentina Timofeyevna Panaseviç
Çernobil müdahale ekibindeki bir inşaat işçisinin karısı
Olaydan sonra Çernobil reaktörünün çevresinde yaşayanlar ilginç olaylara tanıklık ettiler. Tavukların ibikleri siyahtı, kırmızı değil. Süt ise hiç ekşimiyordu, kuruyup beyaz bir pudraya dönüşüyordu radyasyon yüzünden. Her yer radyasyon ünitesi gibi kokuyordu. İyodin kokusuydu bu. Görevliler, evlerin, binaların çatıları yıkadılar önce. Bütün tarlalar, bahçeler, ormanlar çalılar ve altındaki toprak, belli bir derinlikte kesilip bir halı gibi dürülüp kaldırılarak derin vadilere gömdüler. Bir hafta sonra gelip aynı kesip dürme işlemini tekrarlıyorlardı. Toprağı, toprağa gömüyorlardı. Talimatlar gereği bu işlemden önce yerin üç-dört metre altında satıh suyu olamaması gerekiyordu. Tabanı, çeperleri polietilen filmle kaplanması gerekiyordu. Bunlar talimatta yazanlardı, uygulama elbette ki farklı oldu.
Çevredeki insanlar ne olduğunu anlamıyorlardı. “Ne oldu çocuklar, dünyanın sonu mu geldi” diyorlardı. Hayvanları dışarı çıkarıp vurdular. Bunu yapmakla görevlendirilen biri “Atlar, onları vurmak için dışarı çıkarttığımızda ağlamaya başlarlardı” diye anlatıyor. Radyasyon alan insanlardaki ilk belirti, koku alma duyularını yitirmeleri oldu. Bitkindiler, öğrenciler dersin ortasında sıra üzerine yığılır ve bilinçlerini kaybederlerdi. Herkes mutsuz ve asık suratlıydı. Anneler günlük giydikleri giysileri her gün neden yıkamak zorunda olduklarını anlamamışlardı. Onlar için kir; mürekkep, çamur veya yağ lekesiydi, kısa ömürlü izotoplar değil. Bahçelerinde yetişen güzelim yiyecekleri, domatesleri, salatalıkları neden iki yıl boyunca yiyemeyeceklerini de anlamamışlardı. İnsanlar bazı şeylerini radyasyon ölçtürmek için getirirlerdi. Ama her şey limitlerin o kadar üstündeydi ki sonradan vazgeçtiler.
“… Nükleer Fizik Enstitüsü’yle, gönderdiğimiz toprak örneklerini test etsinler diye anlaşmıştık. Çim, siyah toprak örnekleri alıp Minsk’e gittiler. Analizler yaptılar. Ardından bana telefon ettiler: “Lütfen toprak numunelerini almak için bir araba gönderin.” “Şaka mı yapıyorsunuz? Minsk’e 400 km uzaktayız.” Ahize elimden düşecekti. “Toprağı buraya geri mi getireceğiz?” Yanıtları şöyle oldu: “Hayır şaka yapmıyoruz. Aslında bu numunelerin özel kaplar içinde beton ve metalden yapılma yeraltı kapları içine gömülmesi gerekir. Ama Belarus’un dört bir yanından numune yağıyor ve bir ay içinde bütün atık depomuz doldu.” Duyuyor musunuz? Aynı toprağı ekip biçiyorduk. Et ve süt planlarını yerine getirmemiz gerekiyordu. Buğday’dan votka yaptık. Elmalar, armutlar, vişneler meyve suyu olmaya gitti. Çocuklarımız o toprağın üzerinde oynadı…”
Vladimir Mateyeviç Ivanov
Slavgorad Parti Komitesi Eski Genel Sekreteri
Çocuklardaki ve yetişkinlerdeki tiroit aktivite düzeyi olması gerekenin bazen yüz bazen iki yüz katıydı. Annelerin sütleri radyoaktifti, yüksek düzeyde Sezyum vardı. Bebeklerine süt değil, ölüm verdiklerinin farkında değildiler. Yiyecekler yiyecek değil, her biri en az 40 kürinin üzerinde radyoaktif yan üründü.
Çernobil felaketinin üzerinden 25 yıl geçti ama çocuklar açısını halen çekiyorlar. Günümüzde bile, binlerce çocuk hala sakat veya hastalıklı doğuyor ya da sonradan üzerlerinde biriken radyasyonun kurbanı oluyorlar. Hastanelerde tedavi gören onbinlerce çocuk, geçen her gün bir başka arkadaşlarının radyasyona yenik düştüklerini öğreniyorlar. Onlar için bir gün daha yaşamak büyük bir mutluluk. Bazıları ise radyasyonun izi olan kanserin bedenlerini kemirdiği acıya dayanamayıp ölümü bir kurtuluş olarak görüyorlar. Bu konuda Çernobil’den etkilenen çocuklara yardım etmek isteyen bir WEB sitesini inceleyebilirsiniz. (http://www.chernobyl.typepad.com)
Çernobil kazası 25 yıl önce 26 Nisan 1986’da yaşandı ve beraberinde yüzbinlerce ölümü getirdi. Sizlere Svetlana Aleksiyeviç’in tarihe tanıklık eden “Çernobil’den Sesler” adlı kitabından aktardığımız bu bilgilerin her biri Çernobil gerçeğini canlı yaşamış tanıkların ağzından alınmıştır. Radyoaktif kirlilikten en çok etkilenen Karadeniz Bölgesi insanı, devletin tüm gerçeği örtme tavrına rağmen gerçeği biliyor. Her aileden en az birkaç kanserlinin bulunduğu Karadeniz, sevgili Kazım Koyuncu’yu kaybettiğimizde bir kez daha ülke gündemine gelmişti. Kazım Koyuncu’yla, DOĞADER’in kuruluş konseri için anlaşmamızın hemen ertesinde hastalığı ortaya çıktı ve 6 ay içinde de kaybettik Kazım’ımızı.
Bu ülkenin yönetimini elinde bulunduranlar, tüm bu gerçekleri bilmesine rağmen, dünyanın terk ettiği nükleer santralleri ülkemizde kurmaktan çekinmiyorlar. Uluslararası nükleer lobinin güdümünde alınan bu karar ve kanunlara, bu ülkenin gereksinimi yoktur.
Dünyanın vaz geçtiği nükleer santralleri başımıza bela etmeye hazırlananlar, bize enerji ihtiyacımız var diyorlar. Onlara soruyoruz. Enerji ihtiyacını yaratan kim? Bizim evlerimizde tükettiğimiz enerji miktarı değişmedi. Enerji ihtiyacını yaratan sizin ve sisteminizin politikaları değil midir? Kirli ve yoğun enerji gereksinimi olan Çimento, Demir-Çelik gibi sanayileri teşvik eden siz değil miydiniz? Daha fazla tüketim için politikalar geliştiren, bu tüketimi karşılamak için daha çok üretim planları yapan ve böylelikle enerji açlığını körükleyen sizin sisteminiz değil midir? Bir kez daha açıklıyoruz. Bizim halk olarak daha fazla enerjiye ihtiyacımız yoktur. Girişilen uygulamalar, bu ülkenin geleceğine ihanet etmek anlamı taşımaktadır.
Nükleer enerji gerçeğini sizlere daha geniş olarak duyurabilmek için “Nükleer Enerji Yargılanıyor” adı altında bir dosya hazırladık. Bu dosyamızı ilgi ile okuyacağınızı umut ediyoruz.
http://www.dogader.org/index.php/bilgi/174-nukleer-enerji-yargilaniyor

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

Nükleer’e imza atan Türkiye’de her 7 kişiden biri elektrik hırsızı çıktı!

AKSİYON DERGİSİ : Sinop’a Japon nükleeri

İSTİHBARAT ALANI

İlk nükleer santralimiz Mersin Akkuyu’ya Ruslarca inşa edilecek. Sinop’a kararlaştırılan ikincisiyse Japonlarca. Çin, Kanada ve Güney Kore ile de devredeydi.

Japonya-Fansa ortaklığının teklifini, Çin’inkinden daha avantajlı bulmakta Ankara. Güney Kore ve Kanada yarıştan çekildiklerini açıklamışlardı. Sinop santrali dört üniteli. Kurulu gücü yaklaşık 4.500-5.000 megavat. Tahminen 20-22 milyar dolara mal olacak. Nükleer santralde en büyük sorun, atık. Bütün ülkeler bu konuda Rusya’yla işbirliği içinde. ABD’de 107 nükleer reaktör var. 4 tane daha yapılacak. Peki ABD’yle dirsek teması olacak mı? Soruyu, “Biz nükleer santralla alakalı teklifleri kendilerine defalarca iletmiştik, varsa yine bekleriz.” diye cevaplıyor Enerji Bakanı Taner Yıldız. Nükleer karşıtı eylemlerin seyri de merak konusu.

Sinop Çevre Platformu Başkanı Metin Gürbüz, “Sinop, Çernobil faciasını yaşadı ve ondan etkilendi. 11 Mart 2011’de Fukuşima felaketi oldu. Japonya böyle bir deneyimle kendi nükleer santrallerini kapatırken, Türkiye’dekine talip olması son derece üzücü. Dünyada ve Sinop’ta nükleer santral yapılmasına karşıyız.” diyor.

View original post

Rögar Cinayetlerini Sonlandırmadan Nükleer Santral Yapılırsa…