Tag Archives: Türkiye

ÜNİVERSİTELERE BİLİM DESTEĞİ

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, TÜBİTAK aracılığıyla, üniversitelerdeki bilimsel çalışmaların sanayiyle buluşmasını sağlamak amacıyla 10 yıl boyunca teknoloji transfer ofislerine 1’er milyon lira destek vereceklerini bildirdi.
Bakan Ergün, Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşmasında en kritik rol oynayacak kurumların başında üniversitelerin geldiğini belirtirken, destek programıyla üniversite-sanayi işbirliğinde çok önemli bir adım daha atıldığını ifade etti.
Bakan Ergün, bu yıl, Boğaziçi, Ege, Gazi, Hacettepe, Koç, ODTÜ, Özyeğin, Sabancı, Selçuk ve Yıldız Teknik üniversitelerindeki teknoloji transfer ofislerini destekleyeceklerini söyledi.

Taklit Ürün Pazarında Dünya İkincisi Olduk

Taklit ürün pazarı 10 yılda ikiye katlanarak 1 milyar dolara ulaştı. Türkiye, taklit ürünlerin dağılımında Çin’in ardından ikinci sırada yer aldı.
Tescilli Markalar Derneği (TMd) Başkanı Tahsin Özlenir, Türkiye’deki taklit ürün piyasasının büyüklüğünün tahmini 1 milyar dolar civarında olduğunu söyledi.
Özlenir, TMd’nin yeni vizyonunu paylaştığı toplantıda yaptığı konuşmada, bugün itibariyle derneğe üye sayısının 92’ye ulaştığını söyledi.
Dernek üyelerinin taklitle ilgili devam eden dava sayısının 4 bin civarında olduğunu bildiren Özlenir, Türkiye genelinde bu rakamın 7-8 bin olduğunun tahmin edildiğini söyledi.
Uluslararası Taklitle Mücadele Komisyonunun (IACC) 2010’da yayımladığı araştırma sonuçlarına göre, dünya ticaretinin yüzde 17’sini taklit ürünlerin oluşturduğuna dikkati çeken Özlenir, taklit pazarının boyutunun 350 milyar dolar olarak tahmin edildiğini ifade ederek, ”Aynı rapora göre; taklit ürünlerin dağılımında ilk sırada Çin, ikinci sırada ise Türkiye yer almaktadır” dedi.
Türkiye’deki taklit piyasasının büyüklüğünün tahmini 1 milyar dolar civarında olduğunu anlatan Özlenir, 10 yıl önce bu rakamın 500 milyon dolar civarında olduğunu, taklitle mücadelenin etkin sonuçlar doğurduğunu, rakamın daha da büyümesinin engellendiğini aktardı.
İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde Fikri Sınai Haklar Özel Mahkemeleri kurulduğunu anımsatan Özlenir, Emniyet birimleri içinde de Fikri Sınai Haklar bölümleri açıldığını dile getirdi.
Mücadelelerle birlikte taklit ürün yapmanın daha maliyetli bir hale geldiğini kaydeden Özlenir, sözlerine şöyle devam etti: ”Taklitle ilgili en büyük sorun, uzun süredir çıkmasını arzuladığımız bir kanun değişikliği ile taklitle mücadelede taklit suçunun şikayete bağlı suçlardan çıkarılarak, esasen Emniyet güçlerinin re’sen marka temsilcisinin müracaatı ile harekete geçmesini sağlamaktır. Normal prosedürde savcılığa müracaat, mahkemenin arama ve el koyma izni vermesi en iyi şartlarla 2 gün sürmektedir. 2 gün önemli bir süre, bu süre zarfından operasyon şansı kaçırılmaktadır. İstihbarat anında değerlendirilemediği sürece zaaflar oluşmaktadır. Bu konuda da çalışmalarımız var. Kanun koyuculara yaptığımız müracaat ve hazırladığımız kanun teklifi ile bu konuda ilerleme kat etmeyi düşünüyoruz.”
TMd Başkanı Tahsin Özlenir, e-ticaret sitelerinin gelişmesi ile birlikte paralel ithalatın ciddi bir sorun olarak karşılarına çıkmaya başladığını söyledi.
Bu konuda gümrüklerle ilgili çalışmalar yaptıklarını belirten Özlenir, paralel ithalatın engellenmesi ya da kontrol altına alınması için dernek olarak çalışmalar başlattıklarını dile getirdi.
Bu konuyla ilgili bir kanun teklifi hazırladıklarını anlatan Özlenir, açılacak pilot davalarla da emsal teşkil etmek istediklerini ifade etti.
Paralel ithalat her ne kadar yasal görülse de burada soru işaretleri bulunduğunu kaydeden Özlenir, bu yolla Türkiye’ye giren markaların düşük maliyetlerle ülkeye sokulduğunun, önemli bir vergi ve KDV kaybına neden olduğunu belirtti.

Derneğin öncelikli konuları arasında indirim yasasının da olduğunu anlatan Özlenir, 12 ay sürekli indirim ve kampanyanın gerçekçi olmadığını vurguladı.
Bunun tüketiciyi yanılttığını kaydeden Özlenir, şunları kaydetti: ”Bazı firmalarda görüyoruz, sezon başında çıkan üründeki fiyat hiç değişmemekte ama indirim miktarı hep artmaktadır. Maalesef tüketici bunu her zaman fark edememektedir. Burada yanlış anlaşılmasın, herkes ürününü istediği fiyattan satabilmelidir ama onu kampanyalarla tüketiciyi yanıltacak şekilde yapmamalıdır. Dolayısıyla bu kampanya dönemlerinin belli bir tarih aralıklarına alınması zarureti doğmuştur. Bu konuyla ilgili çalışmalarımız sürmekte, çok yakında ilgili mercilere başvurumuzu yapacağız. Bu konu uzun zamandır konuşuluyor ama yeterli adımlar atılmıyor.” –
Alışveriş merkezlerinde (AVM) ortak alan giderlerindeki adaletsizliğin son bir kaç yıldır çok fazla gündeme geldiğine dikkati çeken Özlenir, bu alanda bu kadar çok şikayet varsa yapılması gerekenlerin olduğu kanaatinde olduklarını ifade etti. 5 katlı bir apartmanın da, 300 mağazalı bir AVM’nin de kat mülkiyeti kanuna göre yönetildiğini dile getiren Özlenir, bu kanunların sektöre dar geldiğini öne sürdü. Özlenir, bununla ilgili bir kanun değişikliği çalışmaları olduğunu ve ilgili bakanlıklara ileteceklerini ifade etti.
Paralel ithalatla gelen ürünlerin tespit edilenlerin yüzde 50’sinin taklit olduğu bilgisini veren Özlenir, e-ticaret sitelerinin firmaların en yeni reklam kampanyalarını sitelerine taşıdığını ama 5 yıl önceki ürünleri pazarladıklarını söyledi.
Dolayısıyla burada tüketicilerin de yanıldığını vurgulayan Özlenir, bu ürünlere markaların outlet mağazalarında daha ucuza ulaşmanın mümkün olduğunu belirtti.
Taklit ürünleri gördükleri en fazla yerin turizm bölgeleri olduğunu kaydeden Özlenir, ”Özellikle turistik bölgelerde taklit ürünlerin satıldığı mağazalar belediye tarafından kiralanıyor. Biz belediyelerle temasa geçerek, bunların suça zemin hazırlamamasını rica edeceğiz ve uyaracağız” diye konuştu.
Tüm Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Federasyonu çatısında yer alıp almayacakları konusunda ise ”Geçmişte bu konu ile ilgili bir iletişimsizlik olmuş herhalde. Asla ve asla federasyon içinde yer almayacağız diye bir tutumumuz olmadı” ifadesini kullanan Özlenir, kendilerine uygun olmayan bir teklifle karşı tarafın yaklaştığını anlattı. Özlenir, şöyle konuştu:
“Fesh edilmemiz ve bireyler olarak BMD çatısı altında yer almamız teklif edildi. Bu da hak verirsiniz ki kabul edilebilir bir şey değil. Ondan dolayı biz şu anda dışarda kaldık diye bakıyoruz. Açıkçası dışarda kalmak değil. Listeleri de verdik. 92 tane marka şu anda söz konusu. Yaklaşık 2 bin satış noktasını temsil ediyoruz. Bayileri saymıyoruz. Çalışan sayısını düşünün. Böyle bir grubun yer almadığı bir federasyon, neyi temsil eder ben açıkçası çok emin değilim.” Bütün derneklerde yönetimlerin değiştiğini hatırlatan Özlenir, yeni yönetimlerle bu konuyu görüşme taraftarı olduklarını söyledi. Özlenir, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz her an her safhada orada diğer derneklerle eşit olmak kaydıyla yer almak isteriz ama onlar ’Hayır, biz görüşmek istemiyoruz, biz karar verdik’ derlerse, bu mümkün değilse, biz tek başımıza dışardan sektör adına, ülkemiz adına doğru yapılan her şeyi de desteklemek adına, diğer dernekler doğru bir şey yapıyorsa onları da alkışlarız. Biz doğru bildiğimizi söylemeye devam edeceğiz. Federasyon içinde tabii ki yer almak isteriz ama dediğimiz şartlarda. O şartlarda olmaz.”
TMd Başkan Yardımcısı Mehmet Eren ise 10 liraya aldıkları bir ürünün, gümrüklerde 1 liradan Türkiye’ye getirildiğini söyledi.

Kendilerinin vergiyi 10 lira üzerinden ödediklerini, diğer firmaların ise 1 liradan ödediklerini aktaran Özlenir, haksız rekabetin burada başladığını belirtti. Eren, şunları kaydetti: ”Türkiye, bugün maalesef Avrupa’nın çöplüğünü temizleyen bir pazar haline geldi. Çok büyük bir nüfus var. Gelişen bir ekonomi, internet anormal hızla büyüdü. İnternetin dışında bu işi yıllardır yapan Türkiye’de kurumlar var. Hipermarket zinciri var. Yüzde 100 Alman sermayeli. Yıllardır paralel ithalatçıların ürünlerini alıp satıyor ve bir fırsatmış gibi gösteriyor. Normalde deterjanı, patlıcanı ucuza satıyorum imajı vermek için, bizim 4-5 yıl önce çok daha ucuza sattığımız ürünleri, yani Avrupa’da hiç bir yere gidememiş, ellerinde kalmış, çöpe atacakları ürünleri, ’Neresi var? Türkiye var, bir şekilde alıyor’ deyip satıyor. Türkiye artık bu çöplüğü temizleyen bir pazar haline geldi.”
10 dükkanı olan bir markanın 20 tane outlet mağazası olamayacağını kaydeden Eren, ”1 ya da 2 tane outlet mağazam olur. Şu anda Türkiye’de 2 tane normal sezon sitesi yok, 100 tane indirim ve fırsat sitesi var. Bu ürünler nereden geliyor diye soran yok” ifadelerini kullandı.
Avrupa’da fırsat sitelerinin ortalamasının 3.2 olduğu bilgisini veren Eren, ülke başına 3.2 site olduğunu, Türkiye’de ise bu rakamın 100’ü üzerinde olduğunu kaydetti.

Milliyet

Avrupa’da Domino Etkisi ve Güney Kıbrıs

Emtia gurusu olarak tanınan ünlü yatırım ve finans uzmanı Jim Rogers, Avrupa Birliği’nin 10 milyar avroluk kurtarma paketi karşılığında Rum bankalarındaki mevduatlara daha önce benzeri görülmemiş bir mevduat vergisi getirmesinin kısa vadede olmasa da uzun vadede domino etkisi yaratacağını belirterek, “Avrupa’da herhangi bir yerde yeni bir kriz yaşandığında herkes şu anda olanları hatırlayacak” dedi.
Rogers, Avrupa Birliği ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kurtarma paketine kısmi karşılık olarak Rum bankalarındaki mevduatlardan vergi alınmasına ilişkin olarak, ”Bunun Güney Kıbrıs parlamentosunda kabul edilip edilmemesi birşey ifade etmiyor. Avrupa’da herhangi bir yerde yeni bir kriz yaşandığında herkes şu anda olanları hatırlayacak. Güney Kıbrıs’ın şu için kısa vadede bir domino etkisine neden olacağını düşünmüyorum. Çünkü şu anda Güney Kıbrıs’ta gerekli düzenlemeler yapılmadı ve ne yapılacağını da bilmiyoruz. Fakat en sonunda, uzun vadede, evet (domino etkisine) neden olacaktır. Güney Kıbrıs IMF ve Avro Birliği’nin lütfuna kalmış görünüyor. Hali hazırda bütün bu yaşananlardan sonra herkes endişelenmeli” dedi.
Avro Bölgesi’ndeki negatif görünüme rağmen, Türkiye’nin yatırım listesinde yer aldığının belirten Rogers, ”Türkiye önümüzdeki birkaç yıl içerisinde yatırım yapmak istediğim bir ülke. Türkiye ekonomisi krizde iyi iş çıkardı. Eğer Türkiye önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin ekonomik performansı yüzde 90 oranında olumluysa ve dünyanın geri kalanında yüzde -5 bir performansı varsa, tabii ki Türkiye’ye yatırım yaparım” şeklinde konuştu.
Avrupa Birliği’nin Güney Kıbrıs’a sunduğu paketle aslında uluslararası bankacılık kurallarını dışında davrandığını belirten Rogers, ”Banka hesapları genel olarak garanti altındadır. Eğer bankaya birşey olursa sizin mevduatınız 100,000 Avro’ya kadar garanti altındadır. Banka hesaplarından ve insanların iyi niyetlerinden hırsızlık yapılıyor. Bu hükümetler tarafından yapıldığında bu işten kurtulabileceklerini düşünüyorlar. Belki bu ay değil, belki bu yıl değil ama en nihayetinde, bir sonraki krizde, hükümetlerinin paralarını (mevduatlarını) nasıl geri ödeyebileceği konusunda (Avrupa’daki) bütün mevduat sahipleri endişelenecek” dedi.
Güney Kıbrıs’taki mevduat sahiplerinin yatırımlarının vergilendirilmesine şiddetle karşı çıkan Rogers, ”Güney Kıbrıs’ta Avrupalılar’ın değil, fakat yabancı yatırımcıların parası gaspediliyor. Avrupa’da zaten oy kullanmayan ve kullanamayacak olan Rusların ve Avrupalı olmayanların parasını çalmanın daha kolay olduğunu düşünüyorlar. Eğer Güney Kıbrıs’ta sadece Avrupalı olanların mevduatları olmuş olsaydı böyle bir uygulamaya başvurmazlardı. Avrupalı olmayanların parasını çalmak Avrupalılar’ın parasını çalmaktan her zaman daha kolaydır” dedi.
Avrupa Birliği’nde hükümetlerin vatandaşları, yatırımcıları düşünmeden hareket ettiğini vurgulayan Rogers, ”Hükümetler her durumda önce kendilerini sonra da bankaları korumaya çalışıyor. Sizi ya da beni önemseyen yok. Güney Kıbrıs hükümeti de vatandaşlarını değil, kendilerini ve bankaları düşünüyor” şeklinde konuştu.
Avrupa Birliği’nin Güney Kıbrıs’ta bankalardaki mevduatları vergilendirerek kurtarma paketini finanse etmeye çalışmasının birliğe üye diğer ülkeler arasında da endişeye neden olduğunu belirten Rogers, giderek daha fazla ülkenin önümüzdeki dönemde içine kapanacağı bir dönemden geçildiğini söyledi. Önümüzdeki döneme ilişkin oldukça karamsar olduğunu belirten Rogers, ”1930’lu yıllarda yaşananlara benzer bir dönem yaşıyoruz. Önümüzdeki 10 yıl boyunca durum çok daha kötüleşecek. Daha fazla kur savaşı, daha fazla ticaret savaşı göreceğiz” dedi.
Rogers’a göre Avrupa Birliği’nde ekonomik dengelerin gerçek anlamda sarsılmasının yakın olduğunu belirterek, ”Bugün Kıbrıs’ta bu öneriyi getiren hükümetler ve bankalar yeni problemlerle karşılaşacaklar. Almanya’da eylül ayındaki seçimlere kadar her şey nispeten ılımlı seyredecek. Fakat Almanya’daki seçimlerden sonra Alman hükümeti ’biz bu insanları kurtarmak’ istemiyoruz diyecek. İşte o zaman, yani Almanya’daki seçimlerden sonra işler kötüleşecek. İşte asıl o zaman hepimizin endişelenmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
Güney Kıbrıs’ta yaşananların Avro Bölgesi’ndeki riskleri hissedilir oranda artırdığını ifade eden Rogers, ”Çıkış riski giderek artıyor. Avrupa’daki hemen her ülkenin borcu katlanarak artmaya devam ediyor. 2012 ve bu yıl artmaya devam eden borç, 2014’te de artacak. Bu borç yükü artmaya devam ederken, kimsenin herhangi bir sorunu çözdüğü filan da yok. Herkes problemin kendi kendine ortadan yok olmasını bekliyor. Yaşanan problemler ortadan kalkmayacak ve birçok kez geri gelip Avrupa’yı vuracak” dedi.
Avrupa Birliği içerisinde ekonomik krizin etkilerinin giderilmesine ilişkin 25 üzerinde kapsamlı toplantı yapıldığını belirten Rogers, ”Her toplantı sonunda problemin çözüldüğüne ilişkin mesajlar verildi. Üç ay sonra problemin çözülmediği ortaya çıkıyor. Bir krizden ötekine sürüklenmeye devam edeceğiz. Güney Kıbrıs’ta (kurtarma paketiyle) meseleyi çözeceklerini sanıyorlar. Ama bunu yabancıların paralarıyla yapmaya çalışıyorlar. Yeni bir kriz geldiğinde yine ellerini alışveriş torbasına daldırıp, yabancıların yatırımlarına göz dikecekler” şeklinde konuştu.
Altın fiyatlarındaki aşağı yönlü hareketi de değerlendiren Rogers, “Altın fiyatlarının 1600 doların altına düşmesi durumunda biraz daha altın alımı yaparım. Altına yatırımım var ve düşük fiyatlara rağmen satmayacağım” dedi.

Milliyet