Category Archives: kültür

Buzulların altından gün ışığına çıkan tünik

ekogazete

İklim değişiminin ve küresel ısınma olgusunun olumsuz yanlarına pek çok kez değindik Ekogazete sayfalarında.  Biliyorsunuz.  Ama tatil günlerinin bitmeye yüz tuttuğu şu günlük güneşlik ortamda, size karamsar bir haber iletmeye gönlümüz elvermedi.  Buzulların hızla erimesinin ufak da olsa olumlu bir yanını aktaralım dedik.  Norveç’te eriyen buzulların altında, Demir Çağı’ndan kalma yünden yapılmış bir tünik bulundu.

Söz konusu tünik, şimdiye kadar bulunanlardan çok daha iyi durumda.  Dokuları gayet net, iki yerinden tamir edilmiş olduğunu bile görmek mümkün.  Düğme veya benzer bir sistemi yok.  Bildiğimiz biçimde baş sokulan bir yakası, iki de kısa kolu var.

TÜNİK-1

Uzmanlara göre iki farklı kumaş kullanılmış dikiminde.  Ve her ikisi de yetişkin koyun yününden dokunmuş.  Giysinin ana özelliği, İskandinav avcılarını soğuktan koruyabilmesi.  Aynı dönemde, güneyde, Roma İmparatorluğu’nun vardığı noktanın çok iyi bilinmesine karşın, kuzeydeki toplumların teknolojisi pek iyi bilinmiyor.  Buzulların geri verdiği tünik bu açıdan çok önemli.

Hepsi bu değil:  Tünikten biraz ötede, çok daha eski (6.000…

View original post 82 kelime daha

Reklamlar

İKSV’nin sonbahar film haftası Filmekimi, 28 Eylül-6 Ekim tarihlerinde düzenlenecek.

Okur Yazar

İKSV’nin sonbahar film haftası Filmekimi, 28 Eylül-6 Ekim tarihlerinde düzenlenecek.

505838411182200150Filmekimi’nde aralarında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanan Abdellatif Kechiche imzalı “Blue is the Warmest Colour / La vie d’Adale”in de olduğu yılın ses getiren ödüllü filmleri Türkiye’de ilk defa beyazperdede gösterilecek. İstanbul’un yanı sıra Türkiye’nin birçok kentine de sinemanın en iyi ve güncel örneklerini götüren Filmekimi, bu yıl da İstanbul sınırlarını aşacak ve Türkiye’nin 6 şehrinde daha izleyicilerle buluşacak.

View original post

Melbourne Weekender: Foody Happiness in Australia’s Cultural Capital

Nic Freeman

The creative pulse of Melbourne stirs giddy dreams of urban adventures. With every visit, I find myself enchanted by vibrant street art and tipsy with the rush of cultural possibilities.

Melbourne inspires laneway fever, strolls down wide streets, tours of history-rich buildings and skipping through crisp autumn leaves. The city calls for late night explorations of roof-top and hole-in-the-wall bars. It beckons the inner artisan-lovers, hipster-befrienders and part-time fashionistas in all of us.  But arguably, most of all, Melbourne entices with the happy potential for belly-led wanderings through a kaleidoscope of city flavours.

I tend to schedule Melbourne adventures around food. The consequences is experiencing Melbourne as a dreamy dalliance betwixt cafes, bars, restaurants and street food vendors.

Here are a few random foody highlights from my recent wanderings to help fill your belly and your time during your Melbourne weekender. (Note – all are GF friendly).

Kinfolk

Nurture your…

View original post 671 kelime daha

Ortaçağ, komünizm ve modern bir arada

Hanife Baş

Bükreş… Ortaçağ, komünizm ve moderni bir arada sunan bir şehir. Romanya’nın başkenti. Tuna’nın kollarından Dimbovita’nın kenarında kurulmuş. 1860’larda şehir Fransız mimarisi örnek alınarak inşa edilmiş. Bu nedenle de bölgenin Paris’i olarak adlandırılıyor. Sanat açısından bir hayli zengin. Çavuşesku’nun sarayı, şu anki parlamento binası en ilgi çekici tarihi binalardan. Çavuşesku, 25 bin odalı saraya yerleşemeden devrilmiş. İşte Bükreş…

Hanife Baş

Tuna Nehri’nin kollarından Dimbovita’nın kenarında kurulmuş. Eskiyle yeniyi beraber sunuyor. Ortaçağın, komünist rejimin önemli tanıklarından. İlk etapta devasa ve renksiz binalarıyla boğucu bir izlenim verse de kendinizi şehre bıraktığınızda keyfine varıyorsunuz.
Evet, Romanya’nın başkenti Bükreş’ten bahsediyoruz. Biraz dolaştıkça şehre neden eskiden ‘Küçük Paris’ dendiği anlaşılıyor. Ortaçağa ait, neoklasik ve özgün tarihi yapıları, komünist dönemden kalma eserleri ve çağdaş binaları barındıran mimarisi, modern park ve
bahçeleri, kilise ve heykelleri, müzeleri, anıtlarıyla tarih kokan bir şehir.

İlk başta salaş bir şehir izlenimi bırakıyor bende Bükreş. Ama Avrupa Birliği’ne de girmesiyle ülkedeki gelir düzeyinin yıldan yıla giderek arttığını öğreniyoruz. Eski tarz devasa ve…

View original post 588 kelime daha

Bezemeli Mezar Taşları – Develi

Key Largo’da dalış: Resifler ve Batıklar

entel dantel ne varsa

Key Largo Diving MapGeçen sene Mayıs ayında Amerika’nın Florida sahilindeki Key Largo’ya gittik. Miami’ye yaklaşık 1 saat mesafede bulunan Key Largo kasabası dalış severler için tam bir cennet! Key Largo’da her seviyedeki dalgıç için değişik dalış seçenekleri bulmak mümkün; dilerseniz 1. Dünya savaşından kalma gemi batıklarına dalabilir veya sığ bir dalışı tercih edip kaplumbağalarla yan yana yüzebileceğiniz resifleri keşfedebilirsiniz. Biz bu yazıda sizlere dört dalış yerini tanıtacağız. Bu yerlerden ikisi resif (Molasses Reef, Elbow Reef), ikisi ise gemi batığı (USS Spiegel Grove, USCG Duane).

Key Largo’da daldığımız iki resif dışında sayısız başka resife dalmak mümkün. Burada resif dalışları genelde sığ ve resifler yapısal olarak bizim Türkiye’de gördüklerimizden çok farklı. Geniş bir alana yayılmış resiflerin çevresinde değişen yer şekilleri (duvar, tepe vs. gibi) görmek neredeyse imkansız, bütün yeraltı canlılığı alabildiğince giden bir düzlüğün üzerine yayılmış. Biz ilk resif dalışımızı Molasses Reef’te yaptık. Dalışa geçmeden önce bu resifte en derin yerin 12 m, en sığ…

View original post 545 kelime daha

– Nesin sen? – Ne farkeder?

Cyprus_Famagusta_Lala_Mustafa_

Yukarıda gördüğünüz yapı, Kıbrıs’ta bir liman kenti olan Gazi Mağusa’da bulunan ve  Lüzinyanlar döneminde 1298 – 1312 yılları arasında inşa edilmiş bir yapıdır. Peki yapının ne olduğunu sorsam aklınıza ilk hangi cevap gelir? Lala Mustafa Paşa Camisi’mi, St Nicholas Katedrali’mi?

Doğru cevap Lala Mustafa Paşa Camisi.

Tüm ibadethanelere saygı duyan, hangi dine ait olursa olsun içine girdiğimde çoğu zaman tüyleri ürperen ve bir tür koşullanma ile hemen dua etmeye başlayan ben, bu katedralden dönme camiye girdiğimde gülmeye başladım. Alıştığımız cami mimarisine öylesine aykırı bir yapı ki…  Lala Mustafa Paşa’nın kemikleri sızlıyordur. Ya da aksine gurur vericidir belki koca katedralin camiye dönüştürülüp bir de kendi isminin verilmesi. Gotik bir mimariyi ne kadar zorlarsanız zorlayın camiye çeviremezsiniz. Bir çemberi üçgene sığdırmaya çalışmak gibi birşey. Ne gerek var? Niye o güzelim katedralin yakınına onun büyüsünün yanında gölgede kalmayacak bir cami dikilmemiş acaba eğer bölgede cami ihtiyacı vardı ise? Ayrıca Gazi Mağusa’yı ziyarete…

View original post 97 kelime daha